Lütfen bekleyin..

Faruk Günbat

HUZURUN RENGİ

11 Nisan 2018, 12:13 - Okunma: 222

Anadolu coğrafyası binlerce yıllık savaşlardan ve kıyımlardan sonra huzura en çok ihtiyaç duyulan topraklardandır. Sadece Mezopotamya değil, Anadolu coğrafyası olarak anılan bu kederli topraklarda yeşillenen her bitki bir damla kan ile sulanmıştır. Tarihin en eski uygarlıklarına ev sahipliği yapmış, medeniyetin kuruculuğunu üstlenmiş olan bu topraklar insanoğlunun paylaşılamayan hazinesi durumunda oldu. Bundan dolayı eline kılıç alan her millet; bu topraklara sahip olabilmek için can aldı, can verdi.

Anadolu topraklarındaki en değerli yer altı kaynağı kandır. İşte bu yüzden huzuru bulamıyoruz. Bu topraklar huzurun rengini unutan milletlerce korunmaya çalışılıyor. Huzuru unutan bu milletler gözyaşlarını tokuşturup keder sarhoşluğunda bir yaşam sürmekte. Keder ve elem içinde yüzen insanlar gülmeyi tozlu raflarda ölüme mahkum ettiler.

Oysa her millet huzuru ve mutluluğu yaşamalı. Çocuklar savaş naraları ile değil, dostluk ve kardeş türküleriyle büyümeli. Haber kanalları işgal edilen sınırları değil, sınır boylarında kurulan düğünleri sunmalı. Gazetelerin üçüncü sayfalarında gazetelerle kaplı ceset fotoğrafları değil, sevgilisinin kapısında elinde bir demet gülle bekleyen liseli aşığı sunmalı. Kızılay’da, Taksim’de, Şam’da, Bağdat’ta, Kahire’de patlayan bombalar yerine Filistin’de bir araya gelen ülke liderlerinin samimiyeti konuşulsa mesela. “Dünya kötü” söylemini bıraksak ve dünyayı kötüleştirenlerin bizzat insanın kendisi olduğunu görsek artık. Belki o zaman “ İyi bir dünya “ sloganıyla el ele verip mutluluğu yayabiliriz.

Topraklar bir bütündür. Onu parçalayıp sınırlar çizen ve sonra kendi çizdiği sınırları ihlal eden insandır. Adem’in yasak elmaya meyletmesi ve cennetten kovulması Ademoğullarının ders aldığı bir hadise değildir. Aksine bütün Ademoğullarının damağında kalan o yasak elma tadı hala insanı yasak olana, onun olmayana olan arzusunu arttırıyor. 

Oysa yapılması gereken kardeşçe bir yaşam. Bütün dinlerin hatta ve hatta yazılı olmayan toplum kurallarının “Gelenek-Görenek” bile kesinkes altını çizdiği “," Senin olmayana el uzatma, senin olanı ise paylaş” ilkesine sadık olmak.  Geçmişten ders alma ve geleceğe yön verme insanoğlunun elindeki en güzel hazine. Ama bu hazineyi kullanmak yerine göz ardı etmek de insanoğlunun en büyük kusuru.  Deniz kenarındaki villalarda klozetler altından olmasa ve Afrika’da çocuklar tok yatsa beklide Ademoğulları üzerindeki lanet bir nebze olsun kalkar. 

Anadolu coğrafyasında dökülen onca kan ve gözyaşı yerini mutluluğa devretmeli. Çocuklar kardeş türküleri ile büyümeli. Ve huzur; bütün renklerini üzerimize serpmeli. 

Nazım Hikmet’in “Davet” adlı şiirinde insanları davet ettiği ve insanların gitmediği o yer neresi sizce?

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
90 gün önce
104 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=