Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

DEĞİŞİMDEN KORKMAYIN

15 Haziran 2020, 09:31 - Okunma: 2179

“Fırtınadan çıktığında, artık aynı kişi olmayacaksın.”
                                                           Haruki Murakami

Üzerinize süratle gelen bir otomobil düşünün. Saliselerle ifade edilen bir zaman diliminde bir hamle yapıyorsunuz. Bir anda kalp ritmi dakikada 120-180 atım yapıyor. On binlerce kilometrelik damarlara kan pompalanıyor. Çizgili kaslar yeterli kasılmayı gerçekleştirerek rutin potansiyelin üzerinde bir çeviklik sağlıyor. Ağrıyan, aksayan bölgeler bile güçleniyor. Adeta tüm vücut hayatta kalma seferberliği hedefiyle ahenkle çalışıyor. Çoğu zaman hayatta kalmayı başarıp, “ucuz atlattım!” diyorsunuz. Peki, insan beyni basit bir soruyu yanıtlarken bile bazen dakikalarca çalışır yine de doğru cevabı veremezken hayatta kalmanızı sağlayacak bu denli kapsamlı bir organizasyonu muazzam bir hızda nasıl gerçekleştirebiliyor?

Burada uzun uzadıya beyin yapısını anlatmayacağım, bizi ilgilendiren kısım aradığımız cevabın kendisidir: AMİGDALA. Latince ’de badem anlamına gelen limbik sistemin uçlarında yer alan badem büyüklüğünde bir bölgedir. Asıl görevi bedeni hayatta tutacak duygusal tepkiler verilmesini sağlamaktır. Bu vazifeyle duygusal olay ve durumlar ile ilgili kalıcı hafızanın oluşmasını sağlar. Korku, saldırganlık ve stres kontrol merkezidir. Amigdalası hasar görmüş veya zedelenmiş insan ve hayvanlarda korkusuzluk, anne ve en yakın duygudaşlara karşı ilgisizlik, cinsel davranış bozuklukları tespit edilmiştir. Duyular vasıtasıyla beyne gelen ilk bilgi hipotalamustan aynı anda hem amigdalaya hem de neokortekse iletilir. Neokorteks düşünme merkezidir. Bilgiyi alır, ölçer, tartar, hafızayla karşılaştırır ve nihayet karar verir. Yani çok karmaşık işler. Oysa amigdalanın çok basit bir çalışma sistemi vardır. Gelen bilgi bir duyguyla bağlantılı mıdır değil midir? O kadar. Neokorteks düşünceyi sonlandırıp bir karara varana kadar amigdala çoktan harekete geçmiştir. Bu basit işleyiş nedeniyle amigdala neokorteksin 80 bin katı daha hızlı çalışır. İşte bundandır ki tehlike anında beynin kontrol merkezi amigdaladır. Saliseler içerisinde kaçmayı sağlar, zıplatır, fren yaptırır, kollarımızla başımızı korumamızı da sağlar. Aynı biçimde yeni tanıştığımız insanın üzerimizde bıraktığı ilk etkiyi kaydeder. Deprem anında üçüncü kattan atlama emrini Amigdala verir. Salgın süresince azalan cinsel yaşamın sebebi de amigdalada ki faaliyetlerdir.

Size bunları niye anlatıyorum? Çünkü aylardır beynimizin yönetimi amigdalanın kontrolünde. Korkuyoruz. Büyük, yepyeni, bilinmezliklerle dolu bir tehdit altındayız. Ya hastalanır da ölürsek? Ya hastalanır da iyileşir ama virüsü sevdiklerimize bulaştırırsak? Ya işimizi kaybedersek? Ya bir daha iş bulamazsak? Ya bir daha eski konforumuza ulaşamazsak? Ya bir daha eskisi gibi özgürce gezemeyeceksek, ya bir daha eski günlerdeki gibi sevdiklerimizle doya doya sarılamayacaksak; misafirliğe gidemeyeceksek, el sıkışamayacaksak, el öpemeyeceksek? Mağazada ürün deneyemeyeceksek, tıraş olamayacaksak, havuzda yüzemeyeceksek, tribünlerde maç seyredemeyeceksek, törenlere katılamayacaksak, toplulukça eskisi gibi ibadet edemeyeceksek? 


Salgınının yarattığı ölüm tehdidi ile karşı karşıyayız. Öyle ki sevdiğini kaybedenlerin onu son kez uğurlayamadığı, taziyesini yapamadığı, ölmenin hiç arzu edilmeyeceği bir dönemdeyiz. Öte yandan salgın nedeniyle dünyada başlayan ve hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz DEĞİŞİM olgusu bizi korkutuyor. Uzmanlara göre son üç aydır evde geçirilen onca zamanın verimsiz geçmesi korku ve kaygı nedeniyle odaklanamama problemi doğurdu. Arka planda sürekli yeni duruma adapte olmaya çalışan beyin müthiş yoruldu. Yaşantımızın yüzde 95’ini oluşturan 400 civarında alışkanlığın önemli bir kısmının değişmesi ile meşgulüz. Aynı saatte uyanmak, aynı terliği giymek, aynı biçimde yüz yıkamak, aynı sandalyeye oturmak, aynı güzergâhı kullanmak, aynı marketten alışveriş yapmak, aynı kanalı izlemek, aynı sitelerde gezinmek, aynı saatte eve dönmek, aynı insanlarla bir arada olmak gibi uzayan bir alışkanlık listesi var karşımızda. Londra Üniversitesi’nin yaptığı akademik bir araştırmaya göre bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi için 66 gün gerekiyormuş. Dünya insanının nüfusça çoğunluğu şubat ayının ortalarından beridir alışkanlıklarının yüzde 40’ını kaybetmekle meşgul. Bu meşguliyetin beynimizi nasıl yorduğunu anlayabilirsek verimsiz geçirdiğimiz günler için hayıflanmayı bırakacağız. Davranışlarımızı denetlemeye çalışmak bizleri harap etti.

 Koronavirüs öyle veya böyle bir gün bitecek. Korku, korkuya bağlı artan yalan haberler, umutsuzluk bitecek. Paranoyak düşünceler, komplo teorileri artık ilgimizi çekmeyecek. Ancak amigdalanın yardımıyla depolanan korkutucu düşünceler beynimizi maalesef uzun yıllar terk etmeyecek. Bir daha ki tehdit durumunda daha atak ve daha güçlü reflekslerle tepki vereceğiz. Deprem ve savaş sonrası insanlarda yaşanan travmatik davranış bozukluklarının üzülerek ifade etmeliyim ki bir kısmı az veya çok hepimize bulaştı. Fark ettik ki sosyalleşmek işimizde olduğu gibi evimizde de mutluluğun kaynağıymış.  Eğer harcayamayacaksak paranın bir kıymetinin olmadığını anladık. 

AVM’ler açıldı, müşteri seviyesi salgın öncesi seviyenin yüzde 15’inde kaldı. Kuaför, berber, kafe, restoran ve lokantalarda da durum farklı değil. Evden çalışma arttı. İnternetten alışveriş patladı. Tarımın hayati önemde olduğu fark edildi. Hizmet sektörü allak bulak oldu. Maskeler, eldivenler, yüz kaskları, şeffaf perdeler, hizmet yeri dışında kuyruğa girmeler ve benzeri salgın tedbirleri artık kabul görüyor. Tek kullanımlık ambalaj ürünleri satışı patladı. Kurye ve kargo hizmetleri sağlık sektörü kadar ön plana çıkıyor. Ancak turizm ve ulaşım gibi birçok sektör ise can çekişiyor. Dijital yaşamın verimliğe katkısı artarak sürüyor. 


Bu durumdan çıkış var. Bu yazı reçete niteliğinde bir yazı değildir ama bir kere paniğin temelindeki akıldışı hareketlerin kaynağını anlamamız gerekiyor. Karşımızdakini yadırgamak, küçümsemek, abartılı bulmak gibi bir tutumla hiçbir yere varamayız. Hitler Almanya’sında bebekler üzerinde yapılan acımasız deneylerden birinde yeni doğmuş bir grup bebek, hiç dokunulmadan yetiştirilmeye çalışılıyor. Acı deney sonucunda kendisine hiç dokunulmadan büyütülmeye çalışılan denek bebeklerin tamamı hayatını kaybediyor. Fiziksel mesafe korunarak bir süre daha devam edecektir. Ancak sosyal yaşama mesafe giremez. Fiziksel aidiyet duygusuna ve insanlarla bağlantı kurmaya ihtiyacımız var. Uzun bir süre daha harcamaktan çok tasarruf düşüneceğiz. Küresel ısınma başta olmak üzere yaşadığımız gezegen üzerinde yarattığımız çevre felaketlerinin önemini daha iyi anlayarak daha az kirletecek, daha çok koruyacağız. Dünyanın insanlık ailesi için misafirhane olduğunu hala anlayamadıysak başımıza daha çok işler gelecektir. Wuhan’da yenen yarasa çorbası bizi rahatsız ettiyse, Yemen’de yenen çekirge köftesi de rahatsız etmeli. Domuz etinden tiksinirken başkalarının bizim kokoreç ve kelle paçamızdan neden rahatsız olduğunu az da olsa düşüneceğiz. Bozulan tarım ve gıda ürünlerinin, kanserojen market ürünlerinin bizi ilgilendirmediği dönem artık geride kalacak. Afrika ve Ortadoğu’da açlığa ve yokluğa terk ettiğimiz insanların sağlıksız ve bitap yaşam koşullarında ileride türümüze kim bilir hangi tür hastalıklar musallat edeceklerini önemseyeceğiz. Artık hiç kimse "Bana ne elin Çinli ’sinden, Afrikalı’sından!" diyemeyecek. Fakirleşmenin devam edeceği muhakkaktır. Gelir dağılımının korkunç eşitsizliği esnemek zorunda. İnsanlığın önünde henüz yeni bir hikâye çıkmadıysa da çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Daha yaşanılır bir dünya hayali her zaman vardı, bu hayalin haritası da daima yeniden çizilir durur.  İlerde bu günleri anlatırken- liderlerden, aydınlardan, sanatçılardan, markalardan, şirketlerden ve hatta ülkelerden bahsederken- bize ne anlattıklarından değil, bize ne söylediklerinden değil, bize ne verdiklerinden değil, BİZE NE HİSSETTİRDİKLERİNDEN SÖZ EDECEĞİZ. Daha iyi hissetmek için değişime inanarak esnemek zorundayız. Akan sular gibi önümüze düşen setin etrafında kavisler çizerek yolumuza devam edeceğiz.  

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
2 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=