Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

ALIŞVERİŞİN NARKOTİK ETKİSİ

30 Haziran 2020, 10:15 - Okunma: 1118

1971 Yılının enerji bakanı M. Selahattin Kılıç Bey, masa üzerindeki kağıtlarda yazan istatistikleri okuyordu; kişi başı yıllık enerji tüketimi 271 Kwh, su tüketimi günlük 35 litre olmuştu. Yeni barajlar inşa etmek gerekir miydi? Kara kara düşündü. 2020 yılının enerji bakanı Fatih Dönmez  Bey, akıllı telefonundan istatistikleri okuyordu; kişi başı yıllık enerji tüketimi 2855 Kwh, su tüketimi günlük 224 litre  olmuştu. Nükleer santrale ihtiyaç var mıydı? Kara kara düşündü. 

O sıralar evlerde aydınlatma için akkor lambalar, ütü, buzdolabı  ve radyo bulunurdu. Kimi evlerde televizyon ve çamaşır makinelerine pek nadiren de olsa rastlanırdı. Ne de olsa günümüzde hemen her evde bu cihazlar artık mutlaka bulunur oldu. Bulaşık makinesi, mutfak robotları, klimalar, ısıtıcılar, temizlik cihazları, yapı ve teknik cihazlar hemen her evde kullanılır oldu. 

M.Ö 552 yılında Pers Şehinşah (krallar kralı) Dariush, dönemin en güçlü imparatorluklarından birini yönetiyordu.  Kafasının üzerinde taşıdığı kıymetli taşlarla  süslü altın tacı 150 kg olup altın iplerle tavana tutturulmuştu. Gösterişli tahtına 20 metreden fazla yaklaşamayan ziyaretçiler bu heybetli görüntü karşısında dehşete kapılır, Dariush’un tanrının yeryüzündeki sureti olduğuna yemin ederlerdi. Oysa Dariush’un kavurucu İrani sıcaklarda kendisini serinletecek kliması yoktu. O sivrisineklere yem oldu, ateşi çıktığında bir aspirin bile bulamadı; halk üzerindeki korkutucu gücüne rağmen akıllı telefonundan değil bir video paylaşmak geceleri koca sarayında tüm çabalara rağmen led lambanın  verdiği aydınlık seviyesini  bile göremeden yarı karanlık bir odada öldü.

Günümüzün orta halli bir insanı 18. yüzyıla kadar hükmetmiş bir Osmanlı Padişahının sahip olamayacağı kadar iyi bir sağlık hizmetine, gıda, teknoloji, kozmetik, tekstil ve hijyene sahiptir. Buna rağmen sahip olma arzusu günümüz insanını kavurmaktadır. "Sahip olmanın kaynağında ölümsüz olma arzusu vardır." diyen E.From bana Gılgamêş destanını hatırlatır.

Beş bin yıl önce yaşamış cesur Sümer Kralı Gılgamêş, ölümsüzlük otunu bulmak için  uzun bir yolculuğa çıkar. Kimi tarihçilere göre amacı o otu halkına götürmektir. Tehlikelerle dolu maceralı yolculuğun ardından nihayet o otu bulur fakat bir yılan o otu elinden kapıp yutar. Bir anda gençleşen yılan uzaklaşıp kaybolur. Tarihin en eski destanında şu yazılmıştır: “ İnsanı yarattığında tanrılar ölümü verdiler ona, sonsuz yaşamıysa kendilerine ayırdılar.”

İhtiyaçlar kuramına bakılırsa  A.Maslow,  insanın sırasıyla fizyolojik ihtiyaçları, güvenlik ihtiyacı, sevgi ihtiyacı, itibar ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı olduğunu söyler. Bu sıranın atlanması halinde sorunlar yaşanır. Kendini gerçekleştirebilen insan oranı ise sadece yüzde birdir. A.Einstein, Mozart, Atatürk, O.Pamuk, Y.Kemal, A. Sancar, N. Tesla, Da Vinci, S.Jobs gibi akla ilk gelen isimler kendilerini gerçekleştirmiş özel insanlardır . Geri kalan kesim maalesef piramidin sonuna ulaşamaz .

Sahip olma güdüsü, ihtirasa dönüşürse insan da bir tüketim canavarına dönüşür. Sınırsız servete ve güce sahip olma ihtirası, kaynakların sınırlı olması nedeniyle toplumu sınıflara böler. Ülkeler, semtler bile bölünür. Eşitsizlik, çatışma doğurur, savaşlar çıkar,  mutsuzluk topluma egemen olur. 

Sahip olma güdüsü erkeğin kadına, ebeveynlerin çocuğa, patronun çalışanlarına tahakküm etmesine sebep olur.  E.From: “Şayet sahip olduğum şeyle kendimi var edersem (tanımlarsam), sonuçta ben sahip olunulan şey olurum. Nesne sürekli var olmayacağı için de, benim bir şeye sahip olmam geçicidir ve aslında ben hiçbir şeye sahip değilimdir.” der. Montaigne ise: “Bizi mutlu eden ; bir şeyin sahibi olmak değil, onun tadına varmaktır.” diyerek konuyu noktalar.

İktisat ve mutluluk arasındaki ilişkiyi inceleyen, 1970-2000 yılı ara dilimini kapsayan çalışmalara göre, dünyada kişi başı gelir düzeyi iki katına çıktığı halde kişinin mutluluk düzeyi sadece yüzde 2,17 artış göstermiştir. Günümüzde hatırı sayılır sosyologların tümünün hem fikir olduğu bir gerçek var ki para mutluluk getirmiyor.  Temel ihtiyaçları karşılayamayacak düzeyde değil ise bir çoban, bir holding patronundan daha mutlu yaşam sürebilmektedir. Engelliler üzerinde yapılmış başka bir bilimsel çalışma, kazara bir uzvunu kaybetmiş insanın travmayı atlattıktan sonra aynı mutluluk seviyesini yakaladığı tespit edilmiştir . Öyleyse daha çok şeye sahip olmak arzusu mutsuzluk getirebilir.

Mutluluk üzerine en önemli teori akış kuramıdır. Vikipedi’de akış kuramı: ” Bir etkinliği gerçekleştiriyor olan kişinin enerjik bir şekilde odaklandığını, tamamen dahil olduğunu ve etkinlik süresince keyif aldığını hissederek kendini tamamen etkinliğe verdiği zamanki zihinsel durumdur.”şeklinde tanımlanır. Teorinin sahibi Mihaly Csikszentmihalyi'e göre mutluluğa yani akışa ulaşabilmek için 7 adım üzerinde durur. Ayrı bir yazıda ele alınabilecek olan bu kurama göre mutluluk kontrolsüzce bir haz arayışından değil bilinçli bir adanmışlıķtan geçiyor. İnsanlarin, zor fakat eğlenceli bir aktiviteye odaklandıklarında zamanın nasıl geçtiğini anlamadıklarını, dolayısıyla dünyevi dertlerden uzaklaşarak mutlu olduklarını anlatır.

Etrafta sokağı süpürürken kulağındaki müzikle kendinden geçip halay çeken temizlik görevlisi , sınıfta öğrencileriyle beraberken coşkuyla ders anlatan öğretmen, toplantılarda hedefleri tutturmak için personelini tutkuyla motive eden iş insanı, ibadet ederken imanla zikre dalan dindar, sahadayken olağanüstü bir güçle koşan sporcu, bilgisayar başında meydan okuyan rakiplerle 6 saattir oyun oynayan genç , istediği üniversiteye kavuşmak uğruna sabahlara dek soru çözen öğrenci  akış halindedir. Trans halidir, ruşeym hali de diyebiliriz: bu mutluluktur.

Sahte mutluluk algısı yaratarak tüketim çılgınlığına kapı aralayan şirketler insan antropolojisi alanında servet israf ederler. Alışveriş merkezlerinde daha uzun zaman geçirmeniz  için aynalarla dolu, dikkat dağıtıcı müzik eşliğinde, gün ışığı aydınlığında sergilenen ürünleri satın almanız için özel eğitimli satış personeli hazırda bekler. Mini sunumlarla ikram edilen ürünleri satın alırsınız. Çeşitlilik muazzamdır. Karşılaştırma  yapılamasın diye her internet sitesinde bile türlü gramaj ve ambalajlarda aynı markaya ait ürünler satıştadır. Mutfakta tencere ile pişirebileceğiniz 6 çeşit yemek için 6 farklı elektrikli mutfak ürünü üretilip satılır. Teknolojik ürünlerde bir ürünün en üst raftaki yeri bir kaç haftayı geçmez. Mağazalarda çok ihtiyaç duyduğunuz ürünler kapının girişindeyse  kasaya kadar uzun bir koridordan geçmek zorunda bırakılırsınız. Amaç kasaya varana dek titizlikle raflara dizilmiş olan başka bir ürünü satın almanızdır. 

Ve korkulan olur. Farkında olmadan hiç ihtiyaç duymadığımız binlerce ürünü satın alıp evde istif odaları, şehirlerde çöp dağları yaratırız. Bir hesaba göre dünyanın geri kalanı Amerikalılar gibi tüketerek yaşamayı denerse dünyanın tüm kaynakları bir haftada tükenirmiş. 

Çoğu insan alışveriş yapmayı çok sever. Ancak bazıları ekstreleri biriktirip saklar, gün boyunca internetten alışveriş sitelerinde gezinir, gizli gizli veya apaçık durmadan sipariş verir. Gelirini aşan düzeyde alışveriş nedeniyle ödeyemeyeceği borcun altına girer. İşini ve çevresindekileri ihmal edecek düzeyde vaktini alışveriş yapmaya harcar. Her fırsatta sarhoşmuşçasına vitrin vitrin gezer. Kucağında çantalar içinde taşıdıklarını evde koyacak yer bulamaz. Koliler dolusu sipariş getiren kuryeler bezer, ancak hiç açılmamış koliler evin bir köşesine atılır. İşte bu duruma oniomania denir. Alışveriş hastalığı.

Kadın hastalar kozmetik, tekstil ve aksesuar satın alırken erkekler ise ağırlıklı olarak elektronik, vasıta ve vasıta aksesuarı satın alırlar. İki kısma ayırarak devam edersek ilk kesim üst düzey refah seviyesine mensup kişiler arasından çıkan mücevher ve moda gibi pahalı ürünlere yönelen kesimdir. İkinci kesim ise mutluluğu ürün satın alarak yakalamaya çalışan içinde boşluk oluşmuş daha düşük refah seviyesine sahip kesimden gelen kişilerdir. İnsanlar kendilerini iyi hissetmek için alışveriş yapmak istemektedirler ancak bağımlılıkta durum bir davranış biçimi olmuştur. Kişi ürün satın aldıktan sonra bir keyif ve rahatlama hissi yaşar, ancak bir süre sonra pişmanlık ve suçluluk duygularını yaşamaya başlar. 

Alışveriş bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken psikolojik bir rahatsızlık olmasının yanı sıra aslında ciddi bir bağımlılık türüdür. Her bağımlılıkta olduğu gibi narkotik bir etki geçici bir haz verirken asıl duygusal rahatsızlık o anda unutulur. Geride boşluk kalır. Kişi narkotik hale geldiğinin farkında değildir.  Durumunu istismar eder, "Buna ihtiyacım var!" der. Kendinden geçmişçesine satın almaya devam eder. Uyuşturucu, alkol ve sigara gibi oniamania hastalığında tedavi için farkındalık ve durumu kabullenmek gerekir.  Grup terapisi, ilaç ve aile desteği ile tedavi mümkündür. 

Bağımlı olmamak için elinizdeki telefonu kullanılamayacak hale gelene dek değiştirmeyin. Her sene otomobil satıp yenisini almaya hakkınız yok. Onlarca ayakkabı ve giysiye ihtiyacınız yok. Satın almaya elinizde mutlaka liste ile gidin. Açken markete girmeyin. Bir ürünü elinize aldığınızda lütfen “Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?” diye kendinize sorun. Ya da içinizden ona kadar sayın.  Yapay indirimlere, daha çok almanız için hazırlanan kampanyalara itibar etmeyin. Özellikle indirim günlerinde alışveriş yapmayın. Gerekirse mağazadan çıkıp öyle karar verin. İyi hissetmiyorsanız alışverişe çıkmayın. Mümkün olduğunca temel ihtiyaçlarınızı topluca ve nakit satın alın. Kredi kartınızın limitini düşürün. Çok gerekli değilse internetten alışveriş yapmayın. Mağazada belki çantanıza koyup evinize getirebileceğiniz ürünler için mukavva kutu, strafor ve poşet gibi dünyayı kirleten korkunç miktarda ambalaj kullanılır. Araçlarda taşınan paketler emek, zaman ve enerji israfıdır. Buna izin vermeyin. 

İnsan, ancak sahip olduğu şeyi verebilir. Hayatı anlamlı kılacak işler yapmalıyız. Yapılan her iş keyifle icra edilebilir. Beklentileri düşük tutmak gerekir. Daha çok büyümeye değil,  daha çok paylaşmaya ihtiyacımız var. Unutmayalım ki mutlu olmak için kariyere, servete, şöhrete ve güce ihtiyacımız yok. Kendimizi gerçekleştirmek için bir tohum, bir enstrüman belki de bir kalemle bir kağıt bile yeterlidir. 

Seyfi Elçiboğa

seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=