Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

SAHNENİN YENİ SAHİPLERİ: Z KUŞAĞI...

13 Temmuz 2020, 09:37 - Okunma: 767

Annem, henüz çocukken yaşadığı kıtlığı anlatır, "Arpa hamuru tandır tutmazdı, saç üstünde kavururduk. Arpa da bulamazsak tepelere dağılır yemek için ot arardık. Siz çok şanslısınız." derdi. Ona göre siyah beyaz da olsa TV ile büyüdüğümüz için şanslıydık. Yamalı da olsa birden fazla kıyafetimiz vardı, her bayram bize kıyafet alınırdı oysa onlar bir kıyafeti yıllarca giyerlermiş. Kendimi, yıllar sonra benzer sözleri çocuklarıma söylerken fark edince afallıyorum: Ne annem, ne de babam oyunlarımıza asla katılmazdı, ödevlerimi daima kendim yapardım, değil akıllı telefonum hesap makinem bile olmazdı, oyuncağımı telden-tahtadan yapar, gün boyu sokaklarda oynardım, bir odada on kişi uyurduk... Siz çok şanslısınız. Şanslılar?! Öyle miydi acaba?

Kuşak çalışmaları yapan ABD'li akademisyenler, bir kuşağı anlamak için o kuşaktaki insanların yaşadıkları devri anlamak gerektiği düşüncesinden yola çıkarak;

Geleneksel Kuşak: 1945 öncesi doğanlar, Bebek Patlaması Kuşak: 1946-1964, X Kuşağı: 1965-1979, Y Kuşağı: 1980-1999, Z Kuşağı: 2000-2019, Alfa Kuşağı: 2020- şeklinde bir sınıflandırmaya gittiler. Yıl aralıkları uzmanlarca farklı olsa da yaygın kullanımı aşağı yukarı bu biçimdedir. Siz yine de sınırların iç içe olduğunu, her bireyin özgün olduğunu unutmayın. 

Turizm bakanının sahip olduğu Etstur firmasını kötü yorum ve düşük puan yağmuruna tutarak webdeki notunu dibe çeken, cumhurbaşkanının youtube canlı yayınına "#oymoyyok" yorumları yazıp dislike atan Z kuşağı uzaydan gelmişçesine gündemimize girdi. Bazıları, bu kuşağı kurtarıcı bile ilan etti, kimileri de apolitik ve cahil belleyip parmak salladı: " Dislike atan dislike yer" 

Yeni terimlere ülkece bayılıyoruz ya. ABD'li kuşaklar üzerinden yapılmış çalışmalara bakıp gençlik üzerinden teori pompalamaya başladılar. Ülkemizin özgünlüğünü unutarak X kuşağı oğlak burcudur, Y kuşağı ikizler burcudur gibi saçmalığa giriştiler. Mesela bizim kuşağa darbe kuşağı dediler, bizden sonra gelenlere Özal gençliği-televole kuşağı dediler, 2000 sonrası doğanlara Erdoğan gençliği dediler... Maalesef siyasi tercihler üzerinden gençliği anlamakla yetinmek en çok yapılan hata oldu.

Her kuşağın şahit oldukları, deneyimledikleri üzerinden bir kişilik ve dünya görüşü oluşur. Benim üniversite yıllarımda öğrencilerin giyimine bakıp hangi görüşe sahip olduklarını anlayabilirdiniz. Bıyık şekli, saç örgüsü ve hatta çantanın hangi tarafta taşındığına bakıp solcu mu, sağcı mı tahmin edebilirdiniz. Bugün artık sosyal medya paylaşımları bile bir insanın hangi görüşten olduğunu anlamaya yetmiyor. 

Yenilikleri direnmeden ilk sahiplenecek olanlar daima çocuklar ve gençler değil midir? Nesiller boyu ebeveynlerin ardından gelen nesli sömürmesi, otoritelerle beraber çocukları şekillendirmeye çalışması buna karşılık genç neslin yasa ve törelere isyan etmesi yaşanageldi. Gençler düzen bozuculukla suçlandı, cezalandırıldı; gençler otorite olduklarındaysa düzeni var etmek adına bu defa kendi çocuklarını şekillendirmeyi seçtiler. Kuşak çatışması böylece sürebildi. Gençler, çoğu zaman türkülere, destanlara konu oldular ama kiminle yuva kuracaklarına karar verme hakkından bile yoksun bırakıldılar.

Avrupa’ya oranla en kalabalık Z nüfusu ülkemizde yer alıyor. Her dört kişiden biri bu kuşakta bulunuyor. 2021 de olası seçimde 9,1 milyon oy potansiyeline sahipler. Ve maalesef bu kadar çok sayıda olmalarına karşın iş sahibi yüzde 33,1 de kalıyor. Geri kalanı öğrenci veya işsizlerden oluşuyor. 

Biraz daha tanıyalım. Sosyal medyayı tüm kuşaklardan iyi kullanıyorlar. Ebeveynlerden gizlemek adına ikinci bir hesap ismi kullanıyorlar. Paylaşımları sadece kendi arkadaşları için görünür kullanıyorlar. Yeme-içme, ev, araba ve aile gibi mahremiyet içeren paylaşımları ya hiç yapmıyorlar, ya da pek az yapıyorlar. Gençlik kollarında görev alanları da dahil ederek siyasi partilerin tamamının gençlerin problemlerini anladığını sanmıyorum. Anlamak yerine dizayn etmeyi seçen partiler gençlerin bölünmesine neden oluyorlar. Sınav meselesinde uzmana bile gerek yoktu, herhangi bir öğretmene sorulsa öğretmen, üniversite sınavının öne alınmasının ciddi bir tepkiye yol açacağını söyleyebilirdi. Ama soran olmadı. Aylarca tepkilerini sosyal medyadan dillendirdiler. Kulak veren olmadı. Gençlerin taleplerine maddi karşılık vermek gençleri mutlu etmiyor. Millet bahçesinde bedava wi-fi keyfi gibi projeler, gençkart gibi vaatler gençleri heyecanlandırıyor mu? Bedava internet verelim, ceplerine biraz para koyalım tamamdır, öyle mi?

2000'li yılların başlarında üniversitelerden 200bin kişi mezun olurken her ilde seçim vaadiyle açılan üniversiteler ile bu sayı 850bin kişiye ulaştı. Bir milyonu aşkın üniversite mezunu genç, işsiz durumda. Üniversiteyi kazanma hayali, 5 yıl sonra iş bulamayacağı korkusuyla artık eskisi gibi umut vermiyor. "İş var ama gençler iş beğenmiyor." diyorlar ya bu, literatüre "nitelikli işsizlik" ismiyle geçen bir terim oldu. Bunun arka planına bakıldığında ise Türkiye'nin, haftada ortalama 48 saat çalışmanın olduğu, berbat iş koşullarına sahip, insanların zor şartlar altında çalıştırıldığı bir ülke olduğu gerçeğine toslarız. 48 saat çalışma ortalaması bu alanda ülkemizi dünya lideri yapmıştır. Avrupa'da, örneğin Hollanda'da insanlar haftada ortalama 29,1 saat çalışıyorlar. Çoğu ülkede mesai 7 saattir, üstelik hafta sonu çalışılmıyor. Ücretleri kıyaslamaya gerek bile duymuyorum.

Sigortasız çalışan milyonlarca insan varken, iş güvenliği Allah'a emanet bir halde bu nedenle her gün bir kaza ile yüzlerce çalışan hayatını kaybederken, inşaat ve tekstil atölyelerinde özellikle Anadolu’da kağıt üstünde asgari ücretli gözüken on binlerce çalışan insan maaşını bankadan çekip bir kısmını patrona kayıtsız, adeta haraç biçiminde iade ederken, üniversite mezunu yüz binlerce insan mağaza ve marketlerde köle gibi, haftada 6 gün sabah 10-gece 10 çalıştırılıp hiç bir fazla ücret ödenmeden sömürülürken gençler şunu dillendirmeye başladı: "Çalışsam da aynı, çalışmasam da aynı." Biz ise, aynı yollardan geçmiş olduğumuzu, işleri var diye hallerine neden şükretmediklerini vaaz ediyor, üstelik onları miskin ve doyumsuz buluyoruz.

2008'den 2018'e gelindiğinde Konda şirketinin yaptığı araştırmaya göre gençler ciddi ölçüde değişime uğramıştı. Misal başörtüsü kullanımı yüzde 53'ten yüzde 35'e, mutluyum diyenler yüzde 57'den yüzde 51'e, düzenli oruç tutarım diyenler yüzde 74'den yüzde 58'e, otoriterliği arzulama oranı yüzde 51'den yüzde 22'ye gerilemişti. Bekar oranı, farklı mezhep ve dinden evlenmeye karşı rıza gösterme oranı, eşcinselliğe karşı hoşgörü oranı, eğitim seviyesi ise ciddi biçimde artış göstermişti. Sırf bu veriler ışığında bile siyasi partilerin gençleri anlamadığı, oy deposu gözüyle baktıkları, elle tutulur hiç bir vaatte bulunmadıkları anlaşılıyor. 

Z kuşağı güvenli bir gelecek, daha fazla özgürlük ve daha katılımcı bir dünya arzuluyor. Fikri sorulsun istiyor. Hayata geçirilen projelerin kendi geleceği için faydalı olup olmadığının gayet farkındalar. Kendilerini önemsemeyenleri önemsemiyor, sevmiyor, beğenmiyorlar. Toplumsal hareketlerde yer alıyor; yardım ve çevre hareketleri gibi faaliyetlerde görev alıyorlar. Özgün eylemlerde bulunabiliyorlar. Sosyal medya yasağını saçma buluyorlar. Pandemi sürecinde eve kapatılan, evde ders çalışmaya zorlanan veya mezun olduğu halde ekonomik durum nedeniyle iş bulamayan gençlerin ruh hali maalesef ki iyi değil. Z kuşağı, hiç bir partinin tekelinde olmadığı halde yakın zamanda seçim kazandırıp, iktidar kaybettirecek bir potansiyelin sahibidir. Bugünkü ruh halinin etkisi yıllar boyu sürecektir.  Bu etkiyle siyasi tercih yapacaklar veya sandığa gitmeyeceklerdir. 

Aslan oğlum, güzel kızım diyerek öz çocuklarımız için düşlercesine, tüm gençleri kendi çocuklarımız sayarcasına adımlar atmak boynumuzun borcudur. Z kuşağının hepsi de iyi bir aile kurmayı, düzenli bir gelire sahip olmayı, hayallerini yaşamayı hak ediyordur. Bunun için bencilliği, israfı, tekleştirmeyi bırakıp samimi bir biçimde geleceği ferahlatacak çoğulcu, katılımcı, demokratik, adil ve teknolojik uygulamalara yönelmek zorundayız. 

Göz atmanızı öneririm : https://interaktif.konda.com.tr/tr/Gencler2018/#3rdPage/13

Seyfi Elçiboğa 

seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=