Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

UZAKTAN EĞİTİMİN GÖVDESİ

24 Ağustos 2020, 09:35 - Okunma: 780

Türkiye'nin eğitim endüstrisi 250 milyar TL'yi bulan devasa bir hacimdeydi. 30 milyon insanı kapsayan baş döndürücü bir sektördü. Elektronik, mobilyacılık, kırtasiye, tekstil, taşımacılık, ulaşım, gıda ve eğitim hizmetleri olmak üzere bağlı yüzlerce iş kolu eğitim endüstrisinden besleniyordu. 16 Mart 2020'den beri kapanan okullar yüzünden sektör durmuş; öğretmen, işçi, esnaf gibi milyonlarca çalışan zor durumda kalmıştı. Veliler, öğrenciler, öğretmenler, sektör çalışanları hemen herkes bezmişti. 

Çare örgün eğitime dönüştü ancak şartlar elverişsizdi. Okulları açma girişiminde bulunan ülkeler vaka artışı nedeniyle geri adım atmışlardı. Eş zamanlı olarak yeryüzünde 1,2 milyar öğrenci, okullar kapatıldığı için eğitime ara vermişti. Sağlıklı eğitim için milyonlarca insana düzenli biçimde haftalık test uygulanmalı, okullar yeterince dezenfekte edilmeli, sınıflar ve tuvaletler fiziksel mesafeye uyumlu hale getirilmeli, okullarda sağlık çalışanları ile birlikte gerektiğince personel istihdam edilmeliydi. Halihazırda ülkenin ekonomik şartları buna imkan tanımıyordu. Bir felaketle eğitim sistemi okullardan dijital platformlara hüzünlü bir geçiş yaşamıştı. Çoğu ülkede geleneksel eğitimin yerini uzaktan eğitim almıştı. 

Uzaktan eğitime, 1840 yılında İngiltere'de mektup yoluyla başlanmıştı. Ülkemizde ise ilk defa Ankara Üniversitesinde 1956'da adım atılmıştı. Posta, radyo, telefon ve TV'nin ardından internet aracılığıyla yürütülmüştü. Kolay ve kalıcı öğretmek maksadıyla etkili içerikler, görseller ve videolar kullanılıyordu.

Böylece uzaktan eğitim ile öğrencilerin, geleneksel eğitime oranla yüzde 500 daha fazla bilgi edindiği, yüzde 200 oranında odaklanmalarını arttırdığı, yüzde 60 oranında daha kalıcı öğrendiği, yüzde 60 oranında zaman tasarrufu sağladığı kanıtlanmıştı. Pandemide eğitim için bundan daha iyi bir seçenek bulunamazdı.

25 milyonu aşkın öğrenci, 1 milyonu aşkın öğretmen bu değişime hazır değildi. TÜİK verilerine göre 16-74 yaş aralığında internet kullanımı yüzde 75,3'tü. Kullanılan internetin 24.15 Mbps indirme ve 6.74 Mbps yükleme hızı vardı. Bu haliyle 207 ülke arasında Türkiye 106. sırada kalırken Singapur ise sabit internette 208.16 Mbps indirme ve 197,26 Mbps yükleme hızıyla 1. sırada yer alıyordu. OECD 2020 raporuna göreyse ülkemizde öğrencilerin yüzde 30'u bilgisayara erişemiyordu. 

Dünyada Lark, Byju's, Khan Akademi gibi eğitim platformları ön plana çıkıyordu. Bizde ise EBA (Eğitim Bilişim Ağı) platformu üzerinde yoğunlaşan uzaktan eğitimler yapılmıştı. İlgili istatistikler paylaşılmıyordu. Karşılaştırma yapmak zordu. Youtube gibi sitelerde başta Tonguç Akademi olmak üzere binlerce kanal vardı. Okulistik, Morpa Kampüs, edX gibi siteler bu evrede ücretsiz kullanıma açılmıştı. Öğrenci, veli ve öğretmenler için sınırsız veri hazırdı. Buna rağmen pandemi evresinde öğretmenler yeni içerikler üretip paylaşmışlardı.

Eve kapatılan öğrencilerden  EBA TV'yi izleyemeyenler oldu. Teknik altyapı yetersizdi, bağlantı kopuyor, dersler bölünüyordu. Özel kanallar yükümlü tutulabilirdi. Daha fazla izlenmesi sağlanabilirdi. Olmadı... Can alıcı nokta çevrimiçi canlı derslerdi. Öğrencilerin okul dışı eğitime hazırlanması, öğrencilere rehberlik edilmesi için son derece değerli olan dakikalar beceriksizce heba ediliyordu.  Teknolojik donanımı geride olan öğretmenleri, ders esnasında öğrencileri yönlendiriyordu. Olmadı... Derslere katılım oranı ne oldu, ne kadar verim alındı, şimdilik muammaydı. 

Avantajlı gruba mensup öğrencilerin eğitimli, gelişime açık velileri pandemi döneminde ebeveynliği bırakıp evde öğretmen rolü üstleniyordu. Odalar sınıfa, evler okula dönmüştü. Aile yaşamı gerilmişti. Tıpkı okulda olduğu gibi öğrencinin 8 saatini ders yaparak geçirmesi isteniyordu. Telaş, geride kalma; korku, kaybetme bahsiydi. Doğrusu hayat süreğen devam etmeli, aile yaşamı korunmalıydı. Bir kaç saat ders çalışma yeterliydi. Kolaylaştırıcı olmak, imkan ve ortam sağlamak gerekliydi.

Dezavantajlı grubun ilgisiz velileri ise çocuklarını kendi haline bırakmıştı. Eğitim sürecinden uzaklaştıkça büyüyen donanımsızlıklar kopuşu getiriyordu. Bu grupta yer alan hem veliler hem de öğrenciler durumun vahametini kavrayamıyordu. En kötüsünü ise özel eğitime muhtaç öğrenciler yaşıyordu. Velileri çaresizdi. Uzaktan eğitimin fayda gösteremediği bu gruptaki öğrencilerin gelişimi neredeyse durmuştu. Bir kısmı kötüleşiyordu. Tek teselli vardı; kapanan okullar vaka artışına katkı sağlamamış, kimbilir belki bu sayede sayısızca insanın hayatı kurtulmuştu.

Yıllar sonra bu dönem didik didik edilerek incelenecekti. Nerede kaybettik sorusuna akademik pencereden cevaplar aranacaktı. Devam eden süreçte 21 Eylül 2020'den sonra ne olacaktı ya da ne olmalıydı? Yüz yüze eğitim yapılmalı mıydı? Bir sonraki yazının konusuydu.

Seyfi Elçiboğa 
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
4 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=