Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

KİLİDİ KIRILAN DİL

27 Eylül 2020, 10:29 - Okunma: 1411

"43 yıllık ömrümde sadece bir kez babama sarılabildim: Onu toprağa gömdüğümüz günün gecesinde, uyurken gördüğüm rüyada." Böyle demişti. Sesi titrekti. Anlatmaya ara verdi. O anda göz göze gelmek istedim... Olmadı. Buğulanmış gözlerini uzaklara bakarmış gibi yapıp kaçırdı. Kalakaldık öyle.

"Hep o anlatır ben dinlerdim. Dün mezarına gittim. Mezarı başında içimde senelerdir dile gelmediği için artık bekleye bekleye zifte dönmüş dertleri hıçkıra hıçkıra ona haykırdım. İlk defa babam sözümü kesmemiş, nasihat etmeden beni dinlemişti. Ona şunu dedim: Hani o çok sevdiğin lacivert ceketin vardı ya baba, hani sen her ayaklandığında senden önce onu askıdan indirir, giymen için yakasından tutup kapı önünde dikilirdim ya! Kollarını ceketin kollarına sırasıyla geçirdiğin anda gözlerimi kapayıp kokunu ciğerlerime kadar çekerdim. Ağzı yok, dili yoktu o ceketin ama seni sarıyordu ya baba, gıptayla bakardım. Baba ya, lacivert renkli bir ceket olsam, beni giyer miydin baba?" diye anlatmaya başladı. 

" Tütününü sarardım. Suyunu, yemeğini önüne ben taşırdım. Çayını doldurur, bir çay kaşığı şeker katıp karıştırır öylece içmeni izlerdim. Ayakkabını boyardım. Tuvalete bile kalksan terliğini kapı önüne düzgünce koyar, sen çıkana dek tuvaletin kapısında kolumda temiz havluyla hazırolda dururdum. Sofrayı kurar, kaşığı yemeğe ilk senin daldırmanı beklerdik. Her defasında "Afiyet olsun!" derdim. Başını sallardın. "Siz çok şanslısınız." derdin. "Biz babamızla aynı odada oturamazdık. Kapı eşiğinde oturur, seslenmesini beklerdik." Bir kez olsun "Aferin!" demedin ya bana, şımarırım diye, ben şanslı mıydım baba?" diye devam etti.

"Sırtımı bir kez olsun sıvazlamış olsan dünyaya kafa tutabilirdim. Sıvazlamadın. Bu yüzden kavgalarımı yalnız yaptım, merak etme baba, ilk yumruğu daima ben attım. Çocuktum, okul yolunda önümü kesip harçlığımı zorla elimden aldılar. Sana iletir de bana kızarsın diye anama bile söyleyemedim. Üç ay sürdü. Karşılaşmayayım diye üç ay süresince uzak yollardan dolanıp okula öyle yürüdüm. Ve sen baba kehribar tesbihini çeker, Ömer'in oğlu Mehmet'i anardın. Çok akıllıymış, çok çalışkanmış diye tekrar tekrar söylerdin. Ben belki bir Mehmet olamadım senin için ama sen de hiç bir zaman Mehmet'in babası Ömer olamadın benim için.  O Mehmet'in babası Ömer Amca var ya okula ara sıra gelir, herkesin gözü önünde oğlunu sever, öğretmenle konuşur giderdi. Merak etme baba, bir tek ben değildim Ömer amcaya özenerek bakan. Sen Ömer Amca olsaydın, ben de Mehmet olsaymışım hayat nasıl olurmuş acaba? Ya da kehribar tesbihin olsam beni de avucunda ovalayıp koklar mıydın baba?" diye ekledi.

" Okul bitti. İşe başladım. Eşimi gördüm, tanıdım, sevdim. Anama anlattım. Gidip istediniz. İlk defa benim için bir şey yaptığını izliyordum. Biriktirdiğim parayla düğünümü yaptık. Kardeşlerim yardımcı oldu. Çok uğraştık; iyi kötü evimi dizdim, düğünümüzü yaptık. O sıra iyice sessizleştin. Nedenini anlayamadım. Nasihati de kestin. Amcamlar düğün masrafları için sana hatırı sayılır bir miktar para vermişti. İsterim diye araya mesafe koyuyormuşsun meğer. Bilemedim. Soracak oldum, daha laf ağzımdayken: " Çok masraf ettiniz, bu kadar israfa ne gerek vardı? Mevlit yemeğini yapmayın. Zaten param da yok." dedin. Baba, ilk defa senden para isteyecektim. Az veya çok hiç önemi yoktu. Bana para vermeyişin değil, elindekini benden esirgeyişin beni kahretti. Neden baba, neden?" diye sorarak anlatmayı sürdürdü.

"Çocuklarım oldu: Dünyaya yeni gözlerle bakan, bana hayatı yeniden sevdiren güzel çocuklar... Bizi ziyarete geldiğinde buruklaşırdım. Eşim bile senin yanındayken ki burukluğumun, donukluğumun nedenini anlayamıyordu. Çocuklarımı doya doya severdim. Sarılıp öperdim. Onlarla oyunlar oynar, evin içinde koştururdum. Kehribar tesbihi bırakmış, muhtar çakmağınla oynarken anama dönüp kızarak söylenmiştin. "Ayıptır, ilk defa mı çocuk görüyorsun? Büyüklerin yanında çocuk sevilmez. Biz babamızın yanında çocuğumuza dokunamazdık" dedin. Sahi baba, hadi dedemin yanındayken dokunmadın bize, dedem yokken bari dokunsaydın ya! Çok uğraştım bir övgü almak için senden. Hep başkaları övdü beni be baba. Şu muhtar çakmağın olsam, başımı bir kez olsun okşayarak sevsen, senin için ateş olup yanar da hiç sönmezdim be baba, diye haykırdım. " dedi.

"Bir ömür sensiz geçti baba. Sonra birden çekip gittin aramızdan. Sahi hiç aramızda oldun mu be baba? Beni duyuyor musun? Bir kez olsun iki yetişkin gibi çay içerken sohbet edemedik seninle. Sana anlatacak o kadar çok şey vardı ki be baba. Ama sen hiç yoktun ki. Ya bedenin dışardaydı, ya da bedenin yanımızda ama ruhun uzaklardaydı be baba. Mutlu musun, memnun musun baba? Cevap versene bana?.. Sözlerim mezarlığın içinde yankılandı. Cevap alamadım. Ardından göz pınarım kuruyana kadar ağladım. O kadar çok ağladım ki gözlerim daha fazla dayanamayıp kapandı. Oracıkta düşüp kalmışım. Kendime geldiğimde toz toprak içindeydim. Toparlanıp evime, aileme döndüm. Çocuklarıma daima en yakın dostlarım kadar yakın durdum. Sevgimi çocuklarımdan hiç esirgemedim. Bir daha hiç ağlamayacaktım." diye bitirdi.

Boğazım düğümlenmişti. Sevginin ve sevmenin engellendiği kötü bir adetin kültürümüz içine sızmış olduğunu, bir ur gibi kültürümüzü içten içe tüketişini yeniden keşfediyordum. Sevgisiz yetiştirilen bir neslin sevmesini de öğrenemediği muhakkaktı. Sevgi, ne zaman esaret altına alınmıştı, sevmek ne zaman ayıplanmıştı bilinmezdi. Sevgi, ızdırap çekiyordu. Ve artık sevginin azat edilmesi gerekirdi. Çünkü sevgi emekti, çabaydı ama bir o kadar da dokunmaktı. Sevgi, yarayı sarar gibi sarmaktı. Çocuğuna ilham kaynağı olan bir baba nasıl olur da çocuğunu kucaklamaz, iyiliklerini överek onu neden cesaretlendirmezdi? Bir baba bedeniyle yanında olduğu kadar duygu ve düşünceleriyle de çocuğunun daima yanında olmalıydı. Baba kendi noksanlıklarını çocuğunda aramak yerine tamamlayan, çocuğunda gördüğü tüm eksiklikleri bütünleyen olmalıydı. Tüm çocuklar saf sevgiyle beslenmeli, ayrıca sevmesini bilecek kadar paylaşmayı öğrenmeliydi.

Seyfi Elçiboğa 
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Papatya
348 gün önce
harika müthiş çok güzel
Yazarın Diğer Yazıları
4 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=