Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Tesbih Tanesi (1)

11 Ekim 2020, 15:31 - Okunma: 145

Sizin gözünüzde beni, fayton çeken bir attan ayıran temel kanıt, üzerimde taşıdığım giysiyi andıran şu paçavralar olabilir belki; ama ben çekçekiyle hurda toplayan, duyguları ve aklı olan insandan başka bir şey değilim. Bilmenizi isterim ki işimi yaparken sırf çöp kokusu yayıyorum veya kurduğunuz medeni dünyayla uyumsuz bir görünümdeyim diye, benimle  her karşılaşmanızda yüzünüzü karşı yöne çevirerek gözlerinizi benden kaçırmanızı, bana tiksinerek bakmanıza tercih ederim. 

     Bütün pisliğinizi biliyorum. Sandığınızdan daha fazla tanıyorum hepinizi. Lüks evlerde yaşarken tükettiğiniz tüm ucuzlukları ezbere biliyorum. Atıklara yansıttığınız gerçekliğinizi silkeleyip silkeleyip topluyorum. Panel kaplı lüks apartmanlarda yaşarken tuvalet deliğine tıkıştırdığınız pedleri, bebek bezlerini, iç çamaşır ve kondomları çıplak ellerimle ayıkladım. Konak yerinizde ne yiyip ne içtiğinizi, kullandığınız temizlik ve kozmetik malzemelerini, hangi market ve mağazalardan alışveriş yaptığınızı, kimselere göstermediğiniz pislikleri; tekrar tekrar kurcalayan bir meslek erbabı olarak medeniyet dediğiniz ucubeyi ve o ucubeye uyum sağlamak için fütursuzca tüketen sizlerin ne kadar medeni olduğunu, emin olun ki benden iyi kimse bilemez. 

     Korkmayın, sizlere çekçek arabamda taşıdığım kırık aynama yansıyanları değil yalnızca yakın zamanda başımdan geçen bir olayı anlatmakla yetineceğim.

     Çöp poşetlerinizden maske ve eldiven atıkları çıkmaya başladığında, salgın hastalığa yakalanmaktan korkmaya başladığınızı anlamıştım. Biliyordum ki bundan sonra en iyi yaptığınız şeyi yapacaktınız: pisliğinizi her tarafa saçacaktınız. Öyle de oldu. Ağaç dipleri, kaldırım köşeleri, kuytuluklar maskelerle doldu. Karantinaya alınmış evlerin önünden geçtim. Kapı önlerine kondurduğunuz ölmüşlerinize ait ayakkabılar çoğaldı. İştahınız arttıkça konteynerler yarısı yenmiş tavuk etleri, çürümüş peynir, sebze ve meyvelerle dolup taştı. Kurumların dağıttığı ekmekleri gözünüz doysun diye alıp alıp bayatlayınca çöplerin kenarına yığın ettiniz. İlaç şişeleri, tablet filmleri, süt ve alkol atıklarına karıştı. 

     Bir gün şık bir mağaza poşetini çekçek arabamın çuvalına boşaltıyordum. Şık mağaza poşetleri sürprizlerle doludur. O yüzden heyecanla bakıyordum. Birdenbire o güne dek hayatımda görmediğim güzellikteki tesbih taneleri hızla düşerek kağıt çöplerin arasına karışarak kayboldu. Gözlerime inanamadım. Şahane bir turuncu, yarı saydam, hiç karşılaşmadığım irilikte taneler çuvalıma saçılmıştı. Aceleyle çuvala giriştim. Tam yirmi beş tesbih tanesi, bir tane de pul bulmuştum. Hışımla çuvalı çekçekten söküp kaldırım kenarına döktüm. Bir saatin nasıl geçtiğini anlayamadan kalan sekiz tesbih tanesi, bir pul, imame ve de üzerinde sikke olan gümüşten bir püskül bulmuştum. 

     Bir keresinde altın yüzük de bulmuştum ama bu başka bir heyecandı. Kağıtların arasında defalarca kesilmiş halde tesbihe ait olduğunu düşündüğüm mumlu ipi de bulmuştum. Gizemli bir öfkeyle parçalanıp özellikle atılmış olduğunu, ne yapıp edip bunu hurdacı Yusuf abime vermem gerektiğini düşündüm.

     Hurdacı Yusuf abi, benim ikinci babam sayılırdı. Çocukluğumdan beri topladığım hurdaları ona satardım. Hesap kitap bilmediğim zamanlarda bile avucuma her seferinde tutuşturduğu üç beş liralık bozukluğa gücenirdim. Gülen yüzüne rağmen beni kandırdığını düşünüp ona bir daha hurda satmak istemezdim. Oysa anam, daima ondan başka kimseye hurda satmamamı tembihlerdi. Çok sonraları öğrendim ki meğer hesabın kalanını ve hatta fazlasını anama götürür elden verirmiş. Ayrıca ne zaman ihtiyacımız olsa, Yusuf abi babamın öz kardeşi gibi yanımızda bitermiş. 

     Tesbih tanelerini ona vermek için dükkanına gittiğimde akşam olmak üzereydi. "Hayırdır Hüseyin, bugün niye geciktin böyle?" diye karşıladı. "Abi dur hele! Bak, sana ne getirdim." diyerek bel çantamdan bulduğum taneleri çıkarıp terazinin alüminyum kefesine koydum. Gözleri iyice açıldı, inanmaz gözlerle bana baktı. Taneleri avucuna alıp birbirine sürttü. Avucunu kokladı. Taneleri saydı. Gözlerimin içine baktı. "Abi, sabah turunda 45'inci konteynerde buldum." dedim. Sonra hikayenin kalanını anlattım. "Yusuf abi, abim benim, bu sana hediyemdir." dedim. Yusuf abi, bir an duraksadı. Sonra masasının çekmecesini açtı. Orda duran  tüm parayı alıp sigara paketi büyüklüğünde bir tomar yaptığı gibi getirip avucuma koymaya çalıştı. "Al bunu!" dedi. "Bu kadar param var." Avucumu sımsıkı yaptım, "Olmaz abi, almam, o sana hediyemdir!" diye direttim. "Oğlum bak! Sen anlamazsın. Bu hakiki kehribar tesbihtir. Belli ki kodamanın birine ait. Hikayesi nedir bilmem ama çok kıymetlidir. Al bu parayı,  gelecek ay sana daha da para veririm. Almazsan abi deme bana." diyerek avucuma sıkıştırdı. Attım parayı önüne. Sağ elime balyozu geçirip sol elimi döküm tezgahın üstüne koydum. "Almam dedim, hediyemdir. Kabul etmezsen vallahi sol elimi parçalarım." diye tehdit savurdum. Yapardım, bunu çok iyi bilirdi. Üstüme atladı. "Manyaksın oğlum sen." dedi. Balyozu kapıp yere fırlattı. Omzumdan çekip sımsıkı sarıldı bana. Yüzük değil mücevher bulmuşum meğer.

     Yusuf abi, o günden sonra tesbihinden hiç ayrılmadı. İşlerini bitirdiği sıra ellerini yıkar, cebinden çıkardığı tesbihi keyifle çekerdi. Asla kirli ellerle tesbihe dokunmazdı. Tesbihi görüp de hayrete düşenler oldu. Ellerine alıp bir kez dokunmak istediler de dokundurmadı. Methiyeler dizdiklerinde "Kardeşimin hediyesidir." der, pala bıyıkların altından ince ince gülümserdi. Satın almak için karşılığında araba verdiler, büyük paralar teklif ettiler ama hepsini geri çevirdi. En büyük mutluluk kaynağını hazine korur gibi korudu.

     Hurda işinde arada bir yolunuz polise, jandarmaya düşerdi. Uğursuzun biri kap kacak çalar,  ezip size satar, yakalanınca da size sattığını itiraf ederdi. Buyrun karakola... Aslında polisler de Yusuf abiyi bildikleri için bir gece nezarette tutup ertesi gün daha dikkatli olmasını nasihat edip salarlardı. Yani tesbihe kadar öyle olmuştu.

     Yusuf abiyi yine böyle bir sebeple göz altına almışlar. Yavuz Başkomiser, kehribar tesbihi gece nöbetçisi memurlardan duymuş. "Başkomserim, şahsın eşyaları arasında şahane bir tesbih var" demiş Ökkeş: Aslen Antepli'ymiş, usta işi tesbihten anlarmış. Emanet dolabını açıp göstermiş. Yavuz Başkomiser: "Ben anlamam ama Batuhan Müdürüm böyle şeylere bayılır." demiş. Hemen İl Emniyet Müdürü Batuhan Beyi aramış. Hal hatır faslını hızla geçip tesbihi anlatmış. Müdür lafı uzatmadan: "Fotoğrafını çekip at bir göreyim." demiş. Tesbihi masaya serip bir kaç fotoğrafını telefonuyla çekip yollamış.  Bir dakika sonra Batuhan Müdür aramış: "Şahsı bir gece daha bekletin. Tesbihi al gel bakalım, yakından göreyim." demiş.

Devamı ikinci yazıda...

(Kişiler ve olaylar gerçek dışıdır.)

Seyfi Elçiboğa 

seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=