Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

KEFALET (1)

01 Kasım 2020, 14:11 - Okunma: 320

"Yalnızlık, bütün büyük ruhların kaderidir."

Arthur Schopenhauer 

Sanki suratıma kuvvetli bir tokat yemiştim. Öyle ki bu tokadın etkisiyle her iki kulağım çınlıyordu. Adeta tüm hislerimi yitirmiştim. Bir tek işitme hissim yerindeydi ve ben tekrar tekrar şu sözleri işitiyordum: "Kefil olmasaydın! İmza atmasaydın o zaman." 

Başım çatlıyordu. Mideme hançerler saplanıyordu. Canım çok yanıyordu. Beni yaralayan o sözleri her hatırlayışımda bedenime ait bir kemiğim daha kırılıyordu. Tüm iskeletim parçalanmış, ayakta kalacak mecalim tükenmişti. O anda benim için hayat durmuştu, ailem yoktu, dünyam yıkılmıştı... 

Sözlerin sahibi kardeşim diye hitap ettiğim bir ahbabımdı. Zor zamanında bankaya koşup çektiği krediye kefil olmuştum. Faizi düşük olur diye dolara bağlı kredi kullanmıştı. O para sayesinde servisçilik yaptığı minibüsü yenilemiş, diğer banka borçlarını tümüyle süpürmüş, evinde tadilat bile yaptırmıştı. Parayı aldığı haftanın son gününde, evinde, benim için mangal yakmış, o gün ben de o sırada çiğ köfte yoğurmuş; beraberce eğlenmiştik. 

Sorunsuz geçen bir senenin ardından diğer servis şoförleriyle anlaşamayıp karakolluk oldu. Ardı sıra işsiz kaldı. Sağda solda buldukça kimi atölyelere işçi taşıdı. Birikimiyle ikinci el araç alıp sattı. Memlekette hemen herkes ikinci bir iş yapmaya çalıştığı için giriştiği hiç bir işten umduğunu bulamadı. Yapılacak pek az iş vardı ama iş yapmak isteyen pek çoktu. Gelirsizlik hali uzadıkça taksitler gecikmeye başladı. Bunlar yetmezmiş gibi dolar da değerlenince, taksit tutarı ikiye katlanıp taksitleri hepten ödeyemez hale geldi. Velhasılı kelam kredisi patladı. Nihayet banka da icra takibi başlatmıştı. Neyse ki oturduğu evin tapusuyla minibüsün ruhsatı babasının adına kayıtlıydı. Büyük belayı böylece savuşturmuştu. 

Ahbabımla bu duruma sevindiğimiz dönemde ayakkabı mağazama bankadan bir gün bir tebligat geldi. Banka, kalan kredi borcunun tamamını masrafları ve faizi ile beraber sırtıma yüklemişti. Bu nedenle öncelikle tüm banka hesaplarım bloke edilmişti. Takibe düştüğüm için başka bankalardan kredi çekemedim. Banka ile görüşüp uzlaşmak istedim ama kabul etmediler. 

Son bir yıldır işlerim bir hayli kötülemişti. Bu sebepten ötürü ilk defa bu sene vergimi ödeyememiştim. Sağ olsun dükkan sahibi kira konusunda beni üç ay idare etmişti; ama çalışanlarım da o sıra zaten işi bırakıp gitmiş oldukları için bu durum bana pek fayda vermemişti. 

Böylece toptancısı, bankacısı, vergi memuru başta olmak üzere alacaklılar sıraya girdi. Sonra sırasıyla önce arabama el konuldu. Ardından evime de ipotek koydular. Derken haciz işlemi yapıldı ve evi boşaltmak zorunda kaldım. 

Her şeyimi verdiğim eşim ile çocuklarım düştüğüm bu zor haller yüzünden beni aptallıkla suçladılar. Ailem ve eşimin ailesi de ahbabıma "Hayır" diyemediğim için beni suçladılar. Çok sonraları duydum ki birlikte kahvaltı yaptığım esnaf komşularım ardımdan söylenmedik ne enayiliğimi bırakmışlar ne de kerizliğimi. Hatta olan biten her şey bana müstehakmış. 

Derken bir gün cesaretimi toplayıp ahbabıma gidip durumu anlattım. "Minibüsü sat bari, yoksa yuvam yıkılacak." dedim. Kabul etmedi. Çok dil döktüm, ikna edemedim. Ardından nankörlüğünü ve vefasızlığını yüzüne haykırdım. İşte o zaman bana zehrini kustu: "Kefil olmasaydın! İmza atmasaydın o zaman." 

Hikayemin bu kısmına kadar olan bitenler sizin kadar bana da bilindik gelen hadiselerdi. Bundan sonrası beni de şaşırttı. Anlatayım. 

Peşi sıra "Cinnet geçirdi." denilen insanları cinayet işlemeye sevk eden sebepleri hiç düşünmezdim. Haber kaynaklarında "İntiharı Seçen Müflis" haberleriyle her karşılaştığımda "Kendi hatalarının bedelini ödediler" diye söylenir, mağdurlara yardım elini uzatmayan yakınlarına kızardım. Sahip olduğum olanaklarla kimilerine göre daha geride, kimilerine göreyse daha ileride başlamış olan hayat hikayemin bu kısmında intiharı seçmiş veya cinnet geçirip cinayet işlemiş o insanları artık gayet iyi anlıyorum. 

Hayatım boyunca başarı ve mutluluk peşinde koştum. İnsanları sevdim, güvendim ve insanlar için pek çok iyilikte bulundum. İşimi keyif alarak yapmaya gayret gösterdim. Meğer ki sahip olduğum şeylere duyduğum bağlılık yaşama karşı bakışımı daraltmış, köreltmişti. Sürdürdüğüm rahat yaşam beni aşırı iyimser, zayıf bilince sahip birine dönüştürmüştü. Hayatta kalabilmek için sarsıntıya muhtaçmışım. Ailem, dostlarım ve bilincimle beraber kendi kendime depremi yaşattım. Böylece bünyesindeki her türden aşırılığı reddeden doğanın, aşırı iyimserliği de törpülediğini acı bir terbiye ile öğrenmiş oldum. Anladım ki birbiriyle yarışanlar kendi ciğerleriyle öylesine meşgullerdir ki diğerlerinin nefes alış verişini işitmezlermiş. Anladım ki mutluluktan fazla acılara,  başarıdan fazla mağlubiyetlere değer vermek gerekirmiş. 

Bir çıkış yolu bulmak zorundaydım. Sürekli suçlayarak beni linç eden toplum benden diyet talep ediyordu. Ya diğerleri gibi çözümsüz kalıp kendimi yok edecek ya da bir çözüm yolu bulup yaşamaya devam edecektim.

Seyfi Elçiboğa 

seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=