Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

AŞI OLMALI MIYIZ?

29 Kasım 2020, 11:46 - Okunma: 410

Gölgesinde büyüdüğü ağaçları kesen, seslerinden ürktüğü hayvanların soyunu bir bir kurutan insanın fiziksel gücüyle alt edemeyeceği hiç bir hayvan türü kalmadı. Ancak gözle görülemeyecek kadar küçük olan ve adına mikrop dediğimiz virüsler, bakteriler, mantarlar ve tek hücreliler  ise insanın fiziksel gücünü alt edip insan hayatını tehdit etmeye devam ediyor. Öyle ki 1. ve 2. Dünya savaşlarında hayatını kaybedenlerin çok daha fazlası grip hastalığından öldü. Maya-inka uygarlığı, çiçek hastalığı ile yok oluşun kapılarını açtı. Memlükler çiçek hastalığı ile çöktü. Büyük salgınlar sonrası dünyada yarı yarıya düşen insan nüfusu; ardından kıtlık, açlık ve onlarca yıl süren kırılmalar yaşadı. 

Milattan bin yıl önce Çin'de çiçek hastalığı için aşı benzeri uygulamalar yapılırdı. Üç asır evvel Edirneli kadınlar, ellerinde ceviz kabukları ve incir yaprakları olduğu halde çiçek hastalığıyla can çekişen hastaları  gezip yara döküntülerinden irin toplardı. Sonra da sağlıklı çocukların derisine kesik atar, kesikte biriken kana irini bulaştırır, yaranın üstünü gül yapraklarıyla sarmalayıp kaparlardı. Ne mi olurdu? Bu sayede çiçek hastalığına yakalanan 100 insandan 99'u ölmekten kurtulmuş olurdu. Aksi halde aşılanmamış halde hastalığa yakalanan her 100 insandan 17'si acılar içinde can verirdi.

Çare arayışı bilimsel faaliyetler sonucu sistemli aşı ve ilaç bulunmasını sağladı. Yüzlerce yıl boyu yapılan uygulamalar ile doz  ayarı, uygulama sıklığı ve zamanı gibi problemler bir çok hastalık için birer birer çözüldü. Nihayet 1979'da Dünya Sağlık Örgütü çiçek hastalığının tamamen yeryüzünden silindiğini ilan etti. Bu, türümüzün görünmez düşmanlarına karşı ilan edilmiş ilk zafer olsa da mutlak zafer için henüz çok erkendi.

Halk sağlığını korumada en önemli on adımın ilki aşılamadır. Şu anda 27 tür hastalığa karşı aşı ile mücadele ediliyor. Buna rağmen aşıya karşı çıkanlar var oldu, var oluyor.  İlk sistemli aşıyı İngiltere'de E. Jenner 1796'da uygulamaya başladığında E.Massey isimli bir Hristiyan papaz: insanları hizaya sokmak için hastalıkların Tanrıdan geldiğini, aşıyla bunu önlemeye çalışmakla Tanrıya karşı gelineceğini iddia ederek inananları aşı olmamaya çağırmıştı. L.Pasteur kuduz aşısını bulduğunda benzer tepkilerle karşılaştı. Bugün ise komplo teorileri ile halkın aşıya olan güveni maalesef kayda değer bir biçimde zedelenmiş durumda. 

Çoğu safsatadan ibaret, hiç bir bilimsel kanıt sunmayan aşı karşıtı söylemler var. Mesela ıspanakta, çayda, işlenmiş peynir ve soya içeren bebek mamalarında daha fazlası varken aşıların bağışıklık seviyesini arttırmak için kullanılan alüminyumun, zararlı olduğunu iddia etmek nasıl bir ahmaklıktır? Midyede, somon balığında daha fazla civa varken aşıların bozulmaması için kullanılan etil civanın zararlı olduğunu iddia etmek, oysa etil civanın vücuttan sağlıklı bir şekilde atıldığını bilmemek nasıl bir cahilliktir? Bebekler, her gün 15-65 arası zararlı maddeye maruz kaldıkları halde aynı anda yapılan KKK gibi aşıların birkaç zararlı madde içermesi nedeniyle bebek bağışıklık sistemini zorladığını iddia etmek nasıl bir mantıksızlıktır? Ülkemizde uygulanan aşılarda sığır jelatini kullanıldığı halde "aşılarda domuz yağı kullanılıyor, dinimizce aşı haram" demek, aynı aşılar dünyanın her tarafında uygulandığı ve bilimsel hiç bir kanıt olmadığı halde "aşı kısırlık yapıyor, aşı otizm yapıyor" demek nasıl bir yalancılıktır? Aşıyla insanlara çip takılacağı, genetik bilgilerin kopyalanacağı ve değiştirileceği iddialarına gülünç bile diyemiyorum. Yeryüzünde henüz böyle bir teknoloji yok maalesef. Tıp ilmi bu denli ilerlemiş olsa aşıya gerek kalmazdı. Ayrıca kobra yılanı zehri bile belli bir dozajın altında insana zarar vermezken bazı balların yüksek dozda  tüketimi zehirlenmeye sebep olabiliyor. Demek ki tüm mesele dozaj ayarlamasıdır. Bunun da günümüzde en son teknolojik hesaplamalarla yapıldığı muhakkaktır. 

Aşılar canlı ve cansız; viral ve bakteriyel olmak üzere çapraz dört gruba ayrılır. Şu anda Covid-19 virüsü için çalışılan 233 aşı içinde canlı ve cansız virüslerle elde edilmiş olanları var. Ayrıca yeni teknikler kullanılarak üretilen RNA ve DNA bazlı aşılar var. Öne çıkan Alman Biontech-Pffizer ile Amerikan Moderna aşısı RNA bazlı aşılar, Çinli Sinovac Biotech aşısı ise moleküler aşıdır.  Bu aşıların ortak özelliği bilgisayar modellemeleri ile yeni bir mutasyona karşı hızlı uyarlanabilir ve cansız olmalarıdır. Ayrıca %90'ın üzerinde etkili olup birkaç hafta arayla çift doz uygulanmalarıdır. Henüz ne kadar süre koruyucu oldukları, aşılıyken hastalık kapılması halinde bulaşıcılığa etkileri gibi soruların cevabı 4.faz evrede yani yaygın kullanım ile önümüzdeki yıldan itibaren anlaşılabilecektir.

Sağlıkçı olmasam bile yerli ve yabancı bilimsel makalelerden anladığım kadarıyla grip aşısı gibi etkinliği %40-60 arası olan aşılarla kıyaslanamayacak kadar etkili aşıların kullanılmak üzere olduğunu gördüm. Normal şartlarda tescili 15 yıl sürebilen aşılar olağanüstü şartlar nedeniyle hızla tescilleniyor. Çift kör denetimlerden başarıyla geçen bazı aşıların  düşük bir ihtimal dahi olsa uygulamalardan çekilebileceği, gönüllülerde bir takım beklenmeyen yan etkiler ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

 Ülkemizde, son yıllarda aşı karşıtı aile sayısı maalesef 30 bini aşmış durumda. Bu sayıya aşısız yüz binlerce göçmen de eklenince ülkemizde yıllardır sık rastlanmayan çocuk felci ve kızamık gibi hastalıklar hortlamış oldu. Sırf bu verilere bakarak aşının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. 

Görünen o ki Türkiye ile Çinli Sinovac Biotech firması arasında 50 milyon dozluk anlaşma sağlandı. Son derece deneyimli olan bu firmanın aşısı şu anda 3.faz evreyi geçmek üzere. Şu ana kadar bazı deneklerde bağışıklık sağlayan antikor üretimine rastlandı. İğne vurulan bölgede ağrı, bir kaç güne yayılabilen hafif ateş  dışında önemli hiç bir yan etkiyle karşılaşılmadı. İkinci doz vurulan denekler için uygulama devam ediyor. Muhtemelen Aralık ayının ortasından başlayarak evvela risk grubunda yer alan yurttaşlar olmak üzere, sağlık ve kamu çalışanları ile ekonomiyi ayakta tutan diğer sektör çalışanları aşılanabilir. Bu süre zarfında Erciyes Üniversitesi'nin geliştireceği yerli aşının da sürece dahli ile 2021 sonbaharına dek, kararlılıkla uygulanması şartıyla, nüfusun yarısından fazlası aşılanmış olabilir. Tabi maske ve dezenfektan kullanımı ile fiziksel mesafe tedbirleri alınması sürebilir. Tahminime göre, yakın zamanda art arda kullanıma sunulacak yeni yerli ve yabancı aşılar hızla çoğaltılarak önemli miktarda doz üretilmiş olacağı için 2022 kışına girdiğimizde Covid-19 pandemisi etkisini kaybedebilir.

1 trilyon dolarlık ilaç sektörünün sadece %4'ünü oluşturan aşı firmaları başlangıçta ciddi kârlar elde edebilir. Ancak şu anda doz fiyatları ortalama 25 dolardan zamanla 3-4 dolara kadar düşebilir. Dünya Bankasına göre Covid-19 pandemisinin sadece 2020'de dünya ekonomisine 4 trilyon doların üzerinde bir zararı oldu. Bu zararın 2021 de artarak süreceği öngörülüyor. Yıllar sürse de 8 milyar insanı aşılamanın maliyeti ise bu rakamlara göre 500 milyar doları bulabilir. Aşının başarısı nüfusun en az %66'sının aşılanması  ile mümkün olabilir.

İngiltere'de bir Üniversite, 99 ülkeden mutasyona uğramış 12 bin Covid-19 virüsünü inceleyerek ortaya çıkan mutasyonların tehlike açısından nötr veya negatif olduğunu tespit etti. Böylece mevcut aşı ve aşı adayları grip aşısı gibi her sene farklı bir türe karşı yenilenmek zorunda kalmayabilir. 

Çok uzun zamandır ilk defa dünyada ortak bir tehdite karşı birlikte mücadele ediliyor. Belli başlı devletler dışında çoğu hükümet pandemiye karşı beceriksizlik ve son derece çaresizlik içinde. Başarıyı ne göre, nasıl seçeceğimize bağlı olarak bazı ülkeler salgına karşı çok başarılı bir mücadele verirken çoğu başarısız oldu. Tabi, başarısızlık her zaman yetim bırakılır, hiçbir hükümet üstlenmez. Bence ülkemizde  fedakarca çarpışan sağlık çalışanları olmasa durum çok daha vahim olabilirdi. Bir başarı varsa bunu kesinlikle sağlık çalışanlarımıza borçluyuz. Halka açıklanan verilerin şeffaf olmayışı, ilk aylarda halkın maskeye ulaşamayışı, kısıtlamalar arasındaki çelişkiler, ekonomik desteklerin son derece yetersiz ve işlevsel olmayışı, yurttaşlar arasında adil olmayan uygulamalar ve özellikle eğitim sistemindeki yetersizlikler ilk günden beri güvensizlik yaratmıştı. Bu ve benzeri nedenlerle bu kriz yönetilemedi. Resmi veya gayriresmi ifade edilen sayılardan bağımsız olarak kaybettiğimiz her insan için üzgünüm. Kanaatimce ölen insanların anısına saygı icabı bağımsız bir kurul tarafından ölenlerin sayısı tespit ve ilan edilebilmelidir. 

Salgın hâlâ devam ediyor. Her geçen gün "Çember daralıyor, dibimize kadar geldi!" sözlerini daha fazla işitir olduk. Bu güne dek eğer hastalığa yakalanmadıysak bu durum aldığımız tedbirlerle oldu. Şahsen salgın bitene dek başta kendim olmak üzere ailemden hiç kimsenin Covid-19 olmaması için son ana kadar tedbirlerimi almaya devam etmeyi arzuluyorum. Aşımı da bir an önce olmak istiyorum. Aşı bizim en önemli savunma aracımız. Aşı karşıtlarının "Aşı olmama özgürlüğü" adı altında hepimizi riske sokmaya hakları olamaz diyorum. Elbette aşı zorunlu olmamalı ancak aşı olmak istemeyenlerin de bir takım sosyal kısıtlamalara tabi olması gerektiğini, bunun toplum sağlığını korumak adına faydalı olacağını düşünüyorum. 

Fotoğrafta gördüğünüz çiçek hastalığına yakalanmış çocuğa lütfen tekrar bakınız. Tüm eleştiri, endişe ve kaygılara rağmen aşılanarak bu beladan kurtulacağız. İnancım budur. 

Seyfi Elçiboğa
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=