Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Asgari Müsamere

07 Aralık 2020, 16:56 - Okunma: 525

"Ahalinin lokması, hükümetin temelidir."

Cenap Şahabettin

Köle emeğinin karşılığı aynı ölçek kabıyla dağıtılan aştan ibaretmiş. "Karın tokluğuna çalışmak" deyimi buradan gelirmiş. Hammurabi kanunlarında "Tarlayı işleyen, tarlasını sürecek, hasat zamanında anlaşmasında olduğu gibi arpayı alacaktır." yazılmış. Emeğin az veya çok daima bir karşılığı olmalıydı. Sanayi çağı fabrikalarda, günde 16 saat çalıştırılan işçilerin çocukları, ayak altında gezinmesin diye direklere bağlanırmış. Çalışma şartları ve ücretler her açıdan keyfi ve acımasızmış. Doğal olarak çalışanların şartları kendi lehlerine çevirme mücadelesiyle çalışma saatleri 12 saate düşürülmüş. Şartlar nispeten iyileştirilmiş. 1894 yılında ilk defa Yeni Zelanda'da sektörel düzeyde asgari ücret yasalaşmış. Art arda Avustralya (1896), İngiltere (1909), ABD (1941), Türkiye (1951) gibi ülkelerde asgari ücret bölgesel veya sektörel düzeyde uygulanmış. Tüm çalışanları kapsayan asgari ücret uygulamasına ilk kez Hollanda (1960) ve sonra Fransa(1970), İspanya (1980), Türkiye (1989) ve en son Almanya (2015) geçmiş. Bugün dünyanın birçok ülkesinde asgari ücret uygulaması yasallaşmıştır.

Şimdi,Türkiye, dünyanın 19'uncu, Avrupa'nın 7'inci büyük ekonomisine sahip bir ülke olmasına rağmen çalışanlarına ödenen asgari ücret açısından ne durumdadır sorusuna cevap arayalım. 

Mümkün olduğunca rakamlardan uzak durarak yanıtlamak isterdim ancak bu sorunun cevabını rakamları kullanmadan vermek belki de imkansız. 

Güvenli olduğu için AB'ye üye ve aday ülkeler ile ilgili düzenli istatistik yayınlayan araştırma kurumu Eurostat (AB istatistik kurumu) 1 Temmuz 2020 verilerini kullanalım. Araştırmaya göre 28 ülke içinde şu anda Euro karşılığı olarak en düşük brüt asgari ücret 310 € ile Türkiye'de veriliyor. En yüksek brüt asgari ücret Lüksemburg'da, 2.142 €'dur. 2010 yılına göre 2020 yılında ücretleri düşüren iki ülke var: Yunanistan ve Türkiye. 

Brüt asgari ücret üzerinden ülkelerin aldığı sosyal katkı ve vergi kesintileri en yüksek ülke Letonya: % 39,50, en düşük ülke Belçika: % 4,25. Türkiye ise  yüksek kesinti yapan ülkeler arasında: % 28,51.

Bu verilere kıyasla en kötü asgari ücret ödenen ülke Türkiye mi peki? Henüz değil. Çünkü ücret ile fiyat dengesi her ülkede farklıdır. Ayrıca farklı kriterler de var. Devam ediyorum.

Mesela Almanya, İsveç gibi zengin ülkelerde çalışmaya gidenlerin Türkiye'deki asgari ücreti kıyasladığı popüler videoları izlediyseniz; asgari ücretle alınabilecek benzin miktarı, meyve miktarı gibi karşılaştırmaların mantığı daha doğrudur. Bu karşılaştırmanın standardına SGP deniyor: Yani Satınalma Gücü Paritesi. Aldığınız maaş ile yaşadığınız ülkede aynı büyüklükteki daireye ödeyeceğiniz kira bedeli; sepete koyacağınız süt, ekmek gibi gıda miktarı; ulaşım, enerji ve iletişim harcamaları kıyaslanarak SGP puanı hesaplanıyor. Buna göre en yüksek puanı 28 ülke içinde Lüksemburg alıyor: 1634 pps, en düşük puan Arnavutluk: 372 pps. Türkiye ise 982 pps puan alıyor. Türkiye, asgari ücretin satın alma gücü paritesine göre orta sıralarda yer alıyor. O zaman Türkiye'de asgari ücret miktarı yeterli mi peki? Elbette değil. Çünkü başka etmenler de var. Devam ediyorum.

Birincisi, 28 ülkede çalışanların haftalık çalışma saatleri ortalaması 37,1 saattir. En az haftalık çalışma saat ortalaması Hollanda'da 30,4 saat iken en fazla ortalama çalışma saati olan Türkiye'de 46,3 saattir. 

İkincisi, asgari ücret ile çalışan insan sayısının tüm çalışanlara olan oranıyla ilk sıradaki Türkiye'de oran %43'tür. (2014 verisidir, TÜİK daha sonra asgari ücretle çalışan sayısı bildirmemiştir.) Bu oran neredeyse tüm çalışanların yarısıdır. Oysa geri kalan 27 ülkenin 17'sinde asgari ücretli oranı %7'nin altındadır. Mesela Belçika'da asgari ücretle çalışan oranı sadece %0,4'tür.

Üçüncüsü, Türkiye dahil 28 ülkenin işsizlik oranı ortalaması %6,9 iken Türkiye'de ücretsiz izinde olup devletten 1.170 TL maaş alanlar hariç işsizlik oranı % 13,2'dir. 

Gerçek şu ki, Türkiye'de çalışan nüfusun yarıya yakını gelişmiş ülkelerdeki çalışanlara oranla daha fazla saat çalışmalarına rağmen yoksulluk seviyesinin çok altında, açlık sınırında bir ücretle yaşamlarını sürdürmektedir. Ülkemizde asgari ücret neredeyse ortalama ücrettir. Üstelik, kıyaslanan ülkelerin bir kısmında mesela Yunanistan, Portekiz ve İspanya'da çalışanlara senede 14 maaş ödenir. Ayrıca çalışanlar ücretli izin gibi daha fazla sosyal hakka sahiptir. Doğum öncesi ve sonrası daha fazla izin ve ücret desteği de cabası. Bu durumda verilere bakarak sorumuza cevap buluyoruz: asgari ücret konusunda Türkiye, EN KÖTÜ ASGARİ ÇALIŞMA KOŞULLARI SUNAN Arnavutluk, Bulgaristan ve Romanya dörtlüsünden biridir. 

Ülkemizde kayıtsız çalışan sayısı kesin olmamakla beraber tahminen 3 milyonu aşkındır. Yüksek işsizlik ve ucuz işgücü sunan göçmenlerin varlığı, iş bulup çalışanları, sırtlarındaki sopa gibi tehdit eder. İşsizlik ve açlık korkusuyla çalışanlar haklarının çiğnenmesine göz yumar, onursuzluğu kabullenir, çalışmayı sürdürebilir. İşverenler istedikleri ücrete çalışmayı kabul eden çalışanı nitelikli olsa da kolaylıkla temin edebildikleri için işyerinde çalışana şiddet, mobbing uygulamaktan çekinmeyebilir, fazladan çalıştırıp mesai ücreti ödemeyebilir ya da belirlenen tutarın altında ödeme yapabilir. 

Çünkü ülkemizde asgari ücretin altında personel çalıştırılması halinde işverene her ay için çalışana ödenmek üzere sadece 125 TL gibi caydırıcılığı olmayan bir ceza kesilir. Oysa bu ceza miktarı Macaristan'da 24.500 €'dur. Ülkemizde sendikalaşma oranı %9,2 iken Danimarka'da bu oran % 66,5'tur. Maaşları toplu sözleşme ile belirlenen çalışanların oranı Avusturya ve İtalya'da %100'e yakındır. Türkiye dışında ki 27 ülkede çalışanlar, hakları için işverene karşı rahatlıkla grev gibi yöntemler kullanarak sözleşmeyi kendi lehlerine çevirebilir, üstelik bunu devletin himayesinde yapabilirler. Bizdeyse çalışanlar işverene karşı savunmasızdır. Her türlü kitlesel hak arayışları kolluk kuvvetleri tarafından engellenir. Bir çok işletmede sendikal faaliyetlerin üzerinde ciddi baskılar yaşanması sebebiyle çalışanlar örgütlenmeye karşı korku duyar. Çalıştıkları işyerinde hak mücadelesi vermek isteyenler işten atılır. Üyeler baskı görür. İş mahkemeleri adaleti uygulamaktan uzaktır. Sendikaların bir kısmı işlevsiz, yöneticileri işveren tarafından seçilmiş veya onaylanmış, mevcudiyetleri etkisizdir. Çalışanların tamamına yakını haklarını bilmeyen, hak arama mücadelesini benimsemeyen; politik müdahalelerle bölünmüş eğitimsiz; pes etmiş, dejenere bir topluluktur. 

Devletin en büyük işveren olduğu bir ortamda şu günlerde 15 kişilik asgari ücret tespit komisyonu toplanıyor: Çalışanları temsilen 5 sendikacı, işverenleri temsilen 5 temsilci ve hükümeti temsilen Çalışma Bakanı dahil 5 kişi. Buradan adil bir karar çıkması beklenebilir mi? Yetkili sendika ne denli çalışanlardan yana kararlılık gösterse dahi uyuşmazlık halinde bu kurulda 5 oya karşı 10 oyla daima çalışanların aleyhinde bir karar çıkabilir. Adil bir karar çıkması istenilseydi eğer, masanın her iki tarafında eşit sayıda temsilci bulundurulurdu. Bağımsız hukukçu ve ekonomistlerden oluşan üçüncü bir heyet seçilir, uyuşmazlık halinde kurula hakemlik yapardı. 

Asgari ücrete karşı ilgisiz duran kurumsal şirketler bir yana, orta ve küçük işletmelerin çoğu neredeyse çalışanların tamamına en düşük maaşı verdikleri için kuruldan çıkacak kararı sabırsızlıkla bekliyor. Karar, diğer maaşları da etkileyeceğinden, her kademede ücret alan, devlete çalışan taşeron şirket personelleri dahil tüm çalışanlar, kurul haberlerine kilitlenmiş durumda.

Türk-iş'in yaptığı hesaba göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.517 TL, yoksulluk sınırı 8.198 TL'dir. Kasım 2020 enflasyon verilerine göre (%14,03)  artış olursa bekar için asgari ücret net 2.324x1,1403 = 2.650,05 TL olabilir. Yani açlık sınırının biraz üstünde bir geçim olanağı sağlayabilir. Çalışanların beklentisi ise asgari ücretin bekar bir çalışan için net en az 3.000 TL olmasıdır. 

Daha iyi şartlarda bir yaşam sürdürmek için çalışanların sadece fizyolojik ihtiyaçlarını değil, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını da karşılayacak asgari bir refah seviyesinin sağlanması; ILO, BM, AB müktesebatında, ayrıca anayasamızda kabul edilmiş bir haktır. En ideal toplum, eşitsizliğin olabildiğince azaltıldığı bir toplumdur. 

Küresel pandemi sebebiyle ödeme dengesi bozulan işletmeler, şu anda maliyeti 3.458 TL olan bir çalışanın maaşını ödemekte zorlandıklarını belirtip daha fazlasını ödemek istemeyebilir. Personel bütçesinin kısıtlı oluşu nedeniyle işçi çıkartılacağı, yada artan ücretlerin, satılan mallara fiyat olarak yansıtılacağı, böylece enflasyon artışına neden olacağı ifade edilebilir. Oysa, kısa vadede bu tip riskler olsa da unutulmamalıdır ki maaşı arttırılacak çalışanlar eş zamanlı en geniş tüketici kitledir. Tasarruf yapamadıkları için kazandıkları her kuruşu tüketerek talebi arttıracaklar, dolayısıyla ücret artışından işverenler daha fazla mal veya hizmet satarak kazançlı çıkacaklardır. Kaba bir örnekle bir çiftçinin bahçesindeki her meyve ağacını bir çalışan kabul edersek, çiftçinin ağaçları gübreyle beslemesi, sulaması, budaması, ilaçlaması ve hatta bahçe toprağını sürmesi-uygun hale getirmesi, bahçede gereken ekipmanı bulundurması halinde o bahçedeki verim-kazanç en üst seviyede olacaktır.

Bir çalışanına ödediği ortalama ücretin bin mislini kazandığı halde ücret arttırımına yanaşmayan bir işverenin adaleti, dini, vicdanı ve hatta ahlakı olabilir mi? Çalışanlarının aralarında birleşerek bir temsilci seçmesine tahammül edemeyen, çalışanlarını ortağı olarak göremeyen, işbirliği ve istişareye kapalı, liderlik edemeyen, 19 yy'dan kalmış köhne zihniyete sahip işverenlerin ne ülkeye ne de çalışanlarına hiçbir faydası olmaz. Peki, onca yıl çalıştığı halde bir araba sahibi bile olamayan, işyerinin verdiği yemekte payına düşen köfteyi ekmek arası yapıp evde yesin diye çocuğuna götüren bir emekçi, milyonlarca liralık araçlarda gezen işverenden bu durumda empati mi bekliyordur? Genelde yaşanan sonuç şudur: hakkını alamayan çalışanın verimi düşer, daha fazla hata yapar ya da istisnai olarak çalmaya da yönelebilir: böylece dolaylı olarak işverenin zararı, çalışandan esirgediği ücretten daha fazlası olur. Ülkemizde, AB ülkelerine oranla 10 kat daha fazla kusurlu mal üretiliyor olması, kalitenin dipte olması, satılan çıktıların son derece ucuza alıcı bulabilmesi, inovasyonun zayıf, alınan patent sayısının çok yetersiz oluşunun tamamı insan-emek kaynağının istismar edilerek israf edilmesinden ötürüdür. Ortak akıl ile büyüyen, daha adil kazanç bölüşümü yapılan işyerleri; insanı daha mutlu olan, katma değeri yüksek ürünlerle kalkınmış bir ülke getirir.

Devletin bu konudaki görevi tüm toplumun refah seviyesini arttırıcı tedbir ve hükümleri almak; insan kaynağını nitelikli bir sistemle eğiterek, çalışan-işveren dengesini hakkaniyetle koruyarak; gerektiği yerde yaptırımla caydırıcı olmak, gerektiği yerde ise her türlü kolaylığı ayrımsız sağlayarak kaliteyi teşvik etmektir. 

Deri koltuklu otomobilinden inip, yumuşacık elleriyle imza atmak için toplanmış Asgari Ücret Tespit Kurulu, kabuk bağlamış elleriyle sefalet içinde hayat süren  çalışanların derdine deva olabilir mi? Bağımsız hakem heyetinin olmadığı, devletin işveren tarafında yer aldığı bir asgari ücret belirleme kurulu müsabaka yapmaya değil müsamere yapmaya gelmiştir. 

Sonuç olarak, yazıda ifade ettiğim tüm rakamların anlatmak istediği şudur. Asgari ücret, çalışanların oranca en fazla %7'sine verilen bir ücret olmalı, ücret artarken çalışma saatleri düşürülmeli, ücretleri belirlemek sadece işverenin insafına bırakılmamalı, çalışanların sendika olsun veya olmasın toplu sözleşme yapmasının hukuki alt yapısı hazırlanmalı, işsizliğin en temel sebebi olan tarımdaki istihdam kaybının  tersine çevrilmesi için politika belirlenmeli, kayıt dışı istihdamın caydırıcı cezalarla önlenmesi başarılmalı, kazançla orantılı bir vergi sistemine geçilerek vergilerin çalışanlar lehine düşürülmesi sağlanmalıdır. 

Cefakâr Türkiye insanı, daha iyi bir yaşamı hak etmiyor mu?

Seyfi Elçiboğa

seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
2 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=