Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Koronavirüsü Nasıl Yendim?

01 Ocak 2021, 11:25 - Okunma: 1636

Bahçeli, mütevazi bir aile binasında iki çocuğum ve eşimle yaşıyorum. Bir katında baldız ile bacanak yaşarken, diğer bir katında  kayınpeder, kayınvalide ve kayınbirader yaşıyor. Doğal olarak sıcak ve yoğun ilişkilerimiz var. Misafirliğe gider gelir, maddi manevi her şeyimizi paylaşırız. En çok birbirimizle vakit geçiririz.

Eşim hastanede hemşire, bense postanede memurum. İşimiz gereği ikimiz de salgının ilk gününden itibaren yüksek risk altında olduğumuzun farkındaydık. Bazılarınıza abartılı gelse de salgın başladıktan sonra hijyene daha fazla önem verdik. Eve gelir gelmez şahsi terliklerimizle çocuklar bizi kapıda karşılardı. Asla gelir gelmez çocuklarımıza sarılmadık, temastan kaçındık. Elimizi sabunlayıp getirdiğimiz öteberiyi balkona bırakırdık. Ardından duşa girerdik. Kıyafetlerimizi balkona asardık. Satın aldığımız sebze ve meyvelerin poşetlerini atardık. Pirinç, süt kutusu gibi yıkanabilecek ambalajları deterjanla yıkar, kurutur, dolaplara öyle dizerdik. Yıkanamayacak un gibi ürünleri ise bir iki gün balkonda, güneşte bekletir, öyle kullanırdık.

On üç aralık pazar akşamı eşim nöbetteydi. Bacanağım arayıp soba kurduklarını, çocuklar için kestane pişirdiklerini söyleyip bizi evine davet etti. İki çocuğumla bir saat kadar mesafeli oturduk. Kestaneleri çocuklar soyup ikram ettiler. Baldız, soba kurarken biraz üşütmüştü, bacanak iyi görünüyordu. Eve dönüp uyuduk.  

Salı günü baldızın sağlığı kötüleşti. Bir önceki yıl zatürre geçirmişti, yine zatürre olabilirdi, şaşırmadık. Perşembe günü test oldu. Tüm belirtiler Covid19'u işaret ediyordu. Eşini de işten çağırmış, bacanağım da böylece test olmuştu. İkisinin de test sonucu pozitif çıkmıştı. O akşam hastalarımız hastaneden henüz dönmeden önce eve filyasyon ekibi gelmişti. Bana iki paket FAVİRCOVİR verdiler. Temaslı olduğum gerekçesiyle on gün izolasyonda kalmam ve belirtilerin ortaya çıkması durumunda hemen ilacı kullanmam gerektiğini söylediler. İlk gün sabah akşam sekizer adet, takip eden dört gün sabah akşam üçer adet kullanacaktım.

Aynı akşam, bacanak ve baldızın çalıştıkları tekstil firması yetkilisi aramış, işyerinden hiç kimsenin adını vermemeleri gerektiğini, aksi halde atölyenin kapananacağı hususunda kendilerini uyarmıştı. Meğer atölyede hastalık varmış ve  sorumsuz idareciler tarafından gizlenmişti. Ertesi gün olayı duyup test olmaya giden işçilerden on beşi daha pozitif çıkınca bu durum açığa çıkmıştı. Tabi atölye kapanmamış, kalanlarla işe devam edilmişti ama hepimizi hasta eden süreç bu sorumsuzlukla başlamıştı.

Haftasonunu herhangi bir rahatsızlık yaşamadan geçirdim. Açıkçası virüsle hiç temas etmediğime inanıyor ve beden sağlığıma güveniyordum. Pazartesi günü, yani temastan tam bir hafta sonra, bahçede on beş dakika kadar serin havada otururken rüzgara maruz kaldım. İşte ne olduysa o günün akşamında oldu. Üşütmüştüm. Öksürmüyor, aksırmıyor ama her tarafım dayak yemişçesine ağrıyordu. Sanki başımı mengeneye almışlar da sıkıyorlardı. Boğazım da ağrıyordu. Soğuk aldığımı düşünüyordum, her nedense virüsü kaptım düşüncesini kabullenemiyordum. Belli etmemeye çalıştım.

Salı günü eşime utana sıkıla "endişelenme ama galiba boğazım ağrıyor dedim. Ateşim 39 dereceye varmıştı. Eşimin de isteği üzerine maske taktım. Ertesi gün hastaneye gitmek zorunda hissettim. En azından virüsü kapmadığımı bilmek istiyordum. Nasılsa bir iki güne kalmaz toparlanacaktım. Ancak öyle olmadı. Dört farklı tüple kan örneği verdim, sürüntü verdim ve tomografime bakıldı. Ciğerlerimde az miktarda virüse rastlandı. Testim de buna bağlı olarak pozitif çıkmıştı. Kolumdaki damarlardan ilaç verdiler. Eşim de temas izolasyonlu olduğu için gece kendi aracımızla evimize döndük.

Oturma odasına kapandım. Yakındaki tuvaleti kullandım. Ailem, evin geri kalanında serbestçe gezebilsin diye başka yere adım atmadım. Balkona maskeyle sadece güneşlenmek için çıktım. Çarşamba gecesi sosyal medyada durumumu paylaşıp telefonumu uçak moduna aldım. Oturup, covit19 hakkında bildiklerimi tekrar gözden geçirdim. Sonunda bulaşıcı hastalığa yakalanmış olduğum için canım çok sıkılıyordu. Dışarda korunmak için gösterdiğim tedbirleri kendi yaşam alanımızda ihlal etmiştim. Bir şekilde bana bulaşmıştı. Şimdi başım çok ağrıyor, halsizlik ve yüksek ateş ile boğuşuyordum. Sonra iştahsızlık başladı. En kötüsü ise uykusuzluktu. Dört gece kesintisiz uyku uyuyamadım. Sekizinci gün tat ve koku kaybı başladı. Her sabah uyandığımda bugün daha iyi olur muyum diye umut ederken durumum hiç değişmedi. İnatçı, katil bir virüs ile bedenin savaşı hiç de kolay değildi. Moralimi yitirdiğim kimi anlar olsa da sonunda maçı çevirip virüsü nakavt etmeyi başardım.

Tedavi için çok değerli hekim ve sağlıkçı arkadaşlarımın tavsiyesine birebir uydum. İlgi ve desteklerinden ötürü tüm dostlarıma minnettarım. Sağ olsun eşim, profesyonel bir bakım uyguladı. Yazdıklarım tedavi tavsiyesi değildir ama bana da bazı dostlarım FAVİRCOVİR gibi ilaçları kullanmamam yönünde  ikazda bulundu. Sekiz tablet ilaç insanı öldürürmüş, oysa sekiz tablet dedikleri toplam 1,6 gramdı. Bir badem tanesinin 2 gram olduğunu düşünürseniz bunun tam bir önyargı olduğunu anlarsınız. Bu arada her gün kan sulandırıcı iğne oldum. Kaldığım odayı düzenli havalandırdım. D,C vitamini, çinko ile selenyum ve propolis takviyesi aldım. Bol bol sıcak bitkisel çaylar içtim. Meyve-sebze ve protein ağırlıklı beslendim. Kana kana su içtim. Kendimi yormamaya gayret gösterdim. Her gün acı kahve içtim, çok da iyi geldi. Kusacakmışım gibi olsam da bedenimi yeme içmeden mahsur koymadım.

Kırk iki yaşındaydım. İki senedir ambalajlı kek, bisküvi dahil market abur cuburunu tüketmiyordum. Hayatım boyunca hiç sigara vs kullanmamıştım. Prensip olarak alkol içmiyordum. Düzenli olarak spor yapıyordum. Beden ve ruh sağlığıma özen gösteriyordum. Peki buna rağmen hastalığı neden orta şiddette geçirmiştim?

Hastalığı geçirmenin dört temel etkeni var: İlki bedeninize giren virüsün miktarı, ikincisi bedeninizin o anki sıhhati, üçüncüsü bağışıklık seviyeniz ve dördüncüsü tedavi süreciniz. Buna göre doksan yaşında sigara bağımlısı dede hastalığı atlatabilirken elli yaşındaki oğlu vefat edebiliyor. Evet, yaşlı ve erkek olanların daha sert geçirdiği verisine sahibiz ama daha bilmediğimiz çok şey var. O nedenle hijyen tedbirlerine aşılanana kadar dikkat etmekte fayda var. Bedende en zayıf yer neresiyse virüs oraya daha çok saldırıyor. Kimde nasıl bir etki bırakacağı öngörülemez. Şu ana dek yakalanmadıysanız "çember daraldı" diyerek sakın ola pes etmeyin çünkü şu ana dek başardıysanız aynı başarıyı sürdürebilirsiniz.

Çoğu insanın hastaneye yatma nedeni nefes darlığıdır. Virüs ciğerlere yayıldıysa, çoklu organ yetmezliğine sebep olabilir, kan pıhtısı atması nedeniyle veya kalp krizi sonucu hastanın yaşamı sonlanabiliyor. 

Hastalığı kapalı bir odada geçirmenin ve hastalığın nasıl seyredeceğine karşı bilinememezlik hissinin etkisi insana ciddi bir eziyet veriyor. Küçük kızım ikide bir kapıyı açıp :"Baba, ne zaman iyileşeceksin?" diye soruyordu. Oğlum, endişeli gözlerle beni takip ediyordu. Eşim, durmadan evi temizliyor, yemek yapıp taşıyor, bir yandan da alt kata inip ablasına ve eniştesine bakıyordu. Istırap çekiyordum ama yine de gülümsemeye çalışıyordum. 

En nihayetinde onuncu günde virüsün etkileri bitti. On dördüncü güne dek bulaşıcılığı devam ettiği için maske takmaya devam ediyorum. Bu arada filyasyon ekipleri beni bir kaç günde bir telefonla arayıp durumum hakkında bilgi aldılar. Virüsü artık yenmiştim. Ancak buna hiç de sevinemiyordum. Maalesef  on gündür bana ve iki yakınıma tedavide yardımcı olan, üçümüze hizmet eden sevgili eşimin bugün yaptırdığı test sonucu pozitif çıkmıştı. Şimdi evde onunla rolleri değişmiştik. Mücadeleye devam edecektik.

Tüm hastalara şifa dileklerimle...

Seyfi Elçİboğa
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=