Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

BİR EFENDİNİN HİKAYESİ (1)

31 Ocak 2021, 16:13 - Okunma: 384

Loş ışıklar altındaki sahnenin ortasına doğru binanın sahibiymişçesine yürüdü. İsmi okunduğunda, başarıya aç insanlarla dolu hırslı seyirci topluluğu, sahnede duran kişinin baş konuşmacı sıfatı dışında  kim olduğu ile ilgili herhangi bir fikir sahibi değlidi. Kısa boylu, yakışıklı denemeyecek ancak son derece şık giyimli konuşmacı salonu pudralı yüzü ve rimel çekilmiş gözleriyle bir anlığına süzdü. Deneyimli olduğu her halinden belli tavırlarıyla üzerinde defalarca kez çalışılmış hikayesini anlatmaya başladı. 

“Engin Sırat ismini duymamış olabilirsiniz. Ama size Gold Towers, Silver Towers ve Platinium Towers desem... Ve ismini sayamayacağım tamamlanmış 1500’ü aşkın inşaat projesinin ismini saysam... Binalar, köprüler, barajlar yapan, sahip olduğu şirketlerin marka değeri toplamı 5 milyar doları aşan ŞAH Holding desem... Ben Engin Sırat, ŞAH Holding’in kurucusu ve sahibiyim.” Evvela şak şuk diye çakan alkış sesleri son sözün ardından gürültülü bir alkışa dönüştü. 

“ 7 çocuklu bir ailede büyüdüm. Anamın doğurduğu son erkek çocuğuydum. Sığır yetiştirirdik. 150 baş sığırımız vardı. İşimiz hiç de kolay değildi. Yazın hayvanları otlatır, süt sağar, peynir yapardık. Saman ve arpa taşır, hayvanları yemlerdik. Üç ağabeyimle ben işleri yetiştirmeye gayret ederdik.  Yine de babamı memnun edemezdik. Babam, köyün orta halli bir ferdiydi. Asabi, az konuşan, otoriter bir adamdı. Anamı ve biz çocukları ceviz ağacından bastonuyla  döverdi.”

“İlkokul, köyümüzün 10 kilometre uzağındaydı. Bu nedenle abilerimle kimi zaman yürüyerek, kimi zaman eşek sırtında okula giderdik. Öğretmenimiz, civardaki 5 köyün çocuklarını eğitirdi. Türkçe’yi okulda öğrendim. Allah şahit, okumayı çok istedim. Ancak üç sene gitmeme izin verdiler. Babam okulu gereksiz buluyordu. İşler yetişmiyordu. Hayvanları boş bırakmak olmazdı.”

“Nüfusa dört sene büyük yazmışlar. Erkenden askere yollandım. Herkesten yaşça küçük olduğum için, üstelik kendimi Türkçe ifade etmekte güçlük çektiğim için ezildim. Usta birliğinde yatakhane inşaatında çalıştırdılar. Tel döşeme, kalıp yapma, beton atma, duvar örme, sıva yapma ve elektrik işinden tesisat işine kadar ne iş varsa yaptım. Gündüz inşaatta çalışıp gece nöbet tuttururdular. Üst devrelerimden çok dayak yedim. Gece yatağımdan kaldırıp çamura buladıkları koridoru sabaha kadar sildirdiler. Ayazda çatlayan ellerimle ertesi gün akşama kadar inşaatta keser salladım.”

“Hayatımda aldığım en önemli derslerin ilkini anlatacağım. İnşaatta çalışırken mimar ve mühendis astteğmenlerden çok şey öğrendim. Beraber çalıştığımız erler arasında işe eli en yatkın olan bendim. Gücüm kuvvetim de yerindeydi. Süratle öğreniyor ve maharetle iş yapıyordum. Komutanlar da bunun farkındaydı. Diğer erler bana hasetle bakarlardı. Bir gün çalışırken komutan yanımıza gelmiş ve bizi seyrediyordu. Elimdeki tuğla kayıp düşünce kırılmıştı. Birden yanımdaki arkadaş bildiğim er Hüseyin suratıma çok şiddetli bir tokat yapıştırdı. -dikkat etsene beceriksiz!- diyerek. Canım epeyce yanmış, kulağım çınlıyordu.   Komutan uzaklaşınca yanaklarımı ellerinin arasına alıp beni öptü. -kusura bakma.- dedi. Anlayamamıştım."

"Derken inşaatın biteceği hafta ince işler yetişsin diye gece gündüz çalışmıştık. Cuma günü öğlen içtimasından sonra saat 14:00'da açılış yapılacaktı. Tugay komutanı kurdele kesecekti. Pazartesi sabah uykumdan uyanıp cuma günü sabahına dek uykusuz kaldım, öyle ki bir saat bile  uyku uyumamıştım. Saat 10 civarı koğuşa indim. Hüseyin'e dedim ki:- iki saatliğine uyusam yeter, düşüp bayılacağım. Abi beni iki saat sonra uyandır hayrına.- Hüseyin de -tamam- demişti. Kamuflajım üzerimde yatağa uzanır uzanmaz derin bir uykuya dalmışım. Gözümü açtığımda saat 13:20 idi. -Aaa, dedim 3 saatlik uyku beni kendime getirdi.- Gerilip doğruldum. Hemen içtima alanına koştum. 10 dakika sonra içtima oldu. Benimle inşaatta çalışan askerlerin hiç biri içtimada yoktu. Bina açılmış, içine malzeme taşınıyordu. Anlam veremedim. Açılışı  uzman çavuşa sordum: -ne içtin oğlum sen? Her gün açılış mı yapacağız?- dedi. Anlayamadım. Bir kaç arkadaşa sordum. -Bugün cuma değil mi?- Hayır! dediler. Kafama yumruk yemiş gibi oldum. Günlerden cumartesiydi. Ve ben meğer 27 saat uyku uyumuş, açılışı kaçırmıştım."

"Yeni yatakhane açılmış. Açılışta bulunan tugay komutanı binayı çok beğenmiş. İnşaatta çalışan ve o an orada hazır bulunan tüm askerleri birer ay kafa izniyle ödüllendirmişti. Tabi ödülü kapan erlerden hiç biri durmamış. Valizlerini toplayıp memleketlerine gitmişlerdi. O gün öğrendiğim ilk ders buydu: İŞİN BAŞINDAN ASLA AYRILMA!" Salon coşkuyla alkışlıyordu. Engin Sırat, oyuncu edasıyla seyirciye minnet ifadesi sunuyor ve hikayesini anlatmaya devam ediyordu.

"Hüseyin, 1 ay sonra memleketinden döndü. Diğer askerler bana bakıp dalga geçerlerken bile konuyu hiç açmadım. Sabırla bekledim. Teskere günü uğurlama içtimasında takım arkadaşları uygun adım yerinde say komutuyla isimlerimizi haykırdı: Güle güle Engin Sırat, güle güle Hüseyin Bozkır! Ortalığı inlettiler. İkimiz de komutan pozuyla karşılarında beklerken birbirimize sarılıp vedalaşmamız gerekiyordu. Hüseyin'le birbirimize baktık. Yerimden kımıldamadım. Yaklaşıp uzattığı yanağına tüm gücümle bir yumruk attım. Ayakları sendeleyip yere düştü. O yerdeyken kalan kuvvetimle de göğsüne tekmeyi indirdim. Soluğu kesilmiş, ağzından kan akarken hiç bir şey olmamış gibi çömelip yanaklarını iki elimin arasına aldım. Onu yanağından öpüp: -kusura bakma.- dedim. " Salondan kahkaha sesleri yükseldi. "Öğrendiğim ikinci ders şuydu: KAPANMAMIŞ HESAP BIRAKMA!" Seyirciler uzun uzun alkışladı.

"Askerden sonra babam hayvanları satıp üç ağabeyim ile beni çalışmamız için İstanbul'a yolladı. 1 ay sonra ikinci bir karı alıp anamı kovmuştu. Anamı da yanımıza aldık. Ben inşaatta çalışırken ağabeylerim başka işlerde çalıştılar. Gece gündüz çalıştım. Herkesten çok çalışıp daha fazla kazanıyordum. Hayalim bir gün tüm dünyada iş yapan saygın bir iş adamı olmaktı. Baktım ki müteahhitler hiç çalışmadan benden iyi kazanıyorlar. O zaman da kendi namıma işler yapmaya karar verdim. Her zaman müşteri memnuniyeti, güven ve dürüstlüğe önem verdim. Yaptığım işler çok başarılı olunca Allah da yüzüme güldü. Büyüdüm, büyüdüm ve nihayet 30 yıl sonra bugün 29 ülkede bünyesinde 20.000 personel çalıştıran ŞAH Holding'i var ettim. Okuyamadım ama bugün memleketin en iyi mühendis ve mimarlarına yanımda iş verdim. İnovasyonu ön planda tutarak geleceği inşa etme vizyonuyla karşınızdayım. Hayal kurun, çalışın, asla vaz geçmeyin!" Ve salon ayağa kalkmıştı. Alkış yağmuru 5 dakika devam etmişti. 

 Ünlüleri davet edip seyirci önünde konuşturan meşhur eğitim vakfının olduğu konferans salonu uğuldarken Engin Sırat, makyajını sildirip zırhlı cipine bindi. Ardından korumalarının olduğu araç eşlik ederken alandan hızla uzaklaştı. 

Okuduğunuz hikaye bilindik binlerce başarı hikayelerinden sadece biri. İzlerken, dinlerken ve ya okurken hiç hakikatinden şüphelenmediğiniz  binlerce kişisel başarı hikayesinden biri. Hikayenin aslını ise size ben anlatacağım. Anlatacağım hikaye ile artık hiç bir başarı hikayesi size masum gelmeyecek. Ben Sezgin Sırat, Engin Sırat'ın ağabeyi. 

Seyfi Elçiboğa
seyfelseyf@gmail.com

*Kişiler ve olaylar kurgudan ibarettir.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
36 gün önce
51 gün önce
86 gün önce
110 gün önce
161 gün önce
162 gün önce
163 gün önce
188 gün önce
191 gün önce
198 gün önce
205 gün önce
208 gün önce
233 gün önce
324 gün önce
332 gün önce
358 gün önce
359 gün önce
360 gün önce
373 gün önce
381 gün önce
465 gün önce
492 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=