Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Bir Efendinin Hikayesi (2)

01 Şubat 2021, 12:13 - Okunma: 1723

Engin, bizim en küçüğümüzdü. Babamızın çok sevdiği, adeta üzerine titrediği bir çocuktu. Neredeyse evimizde en rahat hayat sürendi. Babam ona, eğer okumak isterse onu şehirde evi olan kuzenine gönderebileceğini söylemişti. Ama o okumak yerine -benim hayvanlarım olacak, okumayı ne yapayım- diye cevaplamıştı. 500 metre ötedeki okula devam etmeyince öğretmen onu okuldan atmıştı. İlkokul diplomasını babamın ricasıyla Öğretmen zar zor imzalayıp vermişti. 

Asker dönüşü babam onu evlendirecekti. Kurban Bayramı'nda sığırları satmıştı. Hem 150 değil 350 baş sığırımız vardı. Ne olduysa bir valiz dolusu sığır parası evimizden çalınmıştı. Köyde kim evimize girebilirdi ki? Babam yıkılmıştı. Evlatlarını suçlamak istemiyordu. Ancak anam bu duruma hiç de üzülmüş görünmüyordu. Babama -Çocukları İstanbul'a gönder, çalışsınlar." demişti. Babam çaresizce bizden gurbete gitmemizi istedi-yaşlandım, ben artık ne yapabilirim?- dedi. Öylece yola çıktık. Otogarda Engin yanımızdan ayrıldı-tertibimin yanına gideceğim.- dedi. Sonra epeyce bir süre görüşemedik. 

Bir gün bir akrabamız taksiyle çalıştığımız şantiyeye  anamızı getirdi. Engin onu evinden kovmuş. Olan biteni bize hıçkıra hıçkıra anlattı. Meğer askerden döndükten sonra Engin anamı -şehire gideceğim, zengin olacağım, orada seni tedavi ettireceğim.- der dururmuş. Babama da -ucuz bir sürü buldum, bunları satıp o sürüyü alalım, paramızın bir kısmı cebimizde kalsın.- dermiş. Babam sürüyü satınca Engin parayı çalıp bir yere gömmüş. Bir valiz parayı saklandığı yerden çıkartıp bir akrabasının yardımıyla kendisine yollaması için anamızı sıkıştırıp ikna etmiş. Anam dediğini yapıp parayı Engin'e yollamış. Babam da bir şekilde durumu öğrenince kahrolmuş. Sonra anamızı evden kovmuş. Engin, parayı aldıktan sonra müteahhitlik yapmaya başlamış.  Anam pişmanlık duyup da yanlıştan dönmesi için Engin'e nasihat etmeye başlayınca Engin kudurup anamıza hakaretler etmiş. Zavallı anamız kocasından sonra bir de en küçük evladı tarafından bir kez daha evden kovulmuş.

Babam, hiç bir zaman evlenmedi. Anamı evden kovduktan sonra kız kardeşlerimden birinin evinde yaşadı. Olanları hazmedemeyip kahroldu. 1 sene sonra vefat etti. Evet, o bizi bir iki kez dövmüş olabilirdi belki ama asla eziyet etmedi, canımızı çok yakmadı. Babamın vefatı üzerine anam da pek uzun süre yaşayamadı. Vicdan azabı çekiyordu. Durmadan ibadet ediyor, Allah'tan af diliyordu. Peşi sıra anamı da yitirdik. Engin, haberi alınca -meşgulüm(?!)- demiş. Mezarlığa bile gelmemişti. Ailecek selamı sabahı kestik. Öyle bir kardeşimiz olamazdı. Zor zamanlar geçirdiğimiz günler de bile asla kapısını çalmadık. 

Akrabalar çok olunca olan biteni bize ulaştırırlardı. Engin Sırat, yanında çalıştırdığı işçilerin sigortasını yaptırmazdı. Haklarını gasp eder, inşaatların bile malzemesinden çalardı. Korkunç bir zenginlik hırsı vardı. Para önünde günde on vakit ibadet edercesine yaşarmış. İş yaptığı firmaların parasına defalarca çöktüğü için İstanbul'da kötü şöhret edinmiş, güvenilmez sayıldığı için kimseyle iş yapamaz hale gelmişti. O da bunun üzerine devlete yönelmiş. Memurlara ucuza daire vermiş. Hediyelere boğmuş. Lüks tatillere yollamış. Günün hükümet partilerine ve hatırlı vakıflara yüklü miktarda bağışlar yapmış. Komisyoncular aracılığıyla önemli mevkilerde yer alan bakanlık çalışanlarına rüşvet dağıtmıştı. Böylece ihale üstüne ihale almayı başarmış, servetine servet katmıştı. 

Kazancı arttıkça başka alanlara yönelmiş. Petrol rafinerisinin olduğu kentte tugay komutanı ve bir milletvekili ile ortak olup boru hattını delmiş. Aylarca süren yüz milyon dolarlık yakıtı kaçırıp satmıştı. Olmayan fabrikasında üretmediği malları kağıt üstünde ihraç ediyormuş gibi gösterip rüşvetle devletten milyonlarca dolarlık teşvik ve vergi indirimi almıştı. Yaptığı yollar iki yıl sonra kuma dönüyor, tüneller çöküyor, binalar depremlerde yıkılıp altında kalan insanlar hayatını kaybediyordu. Karanlık, kirli işler yürütüyor. Ancak Engin Sırat, kurduğu ilişkiler sayesinde hayatını lüks içinde sürdürüyordu.

Yanında çalışanların ahını almış, yıllarca ardından türlü beddualar edilmiş, kimilerinin canını almış Engin Sırat'ın 46 yaşında sahip olduğu servet artık kendisini tatmin etmiyordu. Hep hor görüp aşağıladığı akademisyenler ile üniversite mezunu çalışanlarından kendisine şeref satın almalarını istedi. 

Holdingte hemen bu iş için uzman bir ekip kuruldu. Ekip, ülkenin  30 farklı şehrine Engin Sırat ismi ile cami ve okul yaptırmaya başladı. Kendi şirket ve çalışanları ile 40 milyon liraya mal ettikleri okul ve cami inşaatlarını faturaları şişirip onlarca misli göstererek Engin Sırat'ı vergi ödemekten kurtardılar. Şirket çalışanlarının üniversitede okuyan çocuklarının hesabına burs adı altında para yatırılıp, çalışanlardan baskıyla nakit olarak tahsil ettiler. 

Birlikte olduğu sayısız kadınlardan biri medyada eşi olarak halka tanıtıldı. Sözümona eşi okullarda fakir  çocuklar yararına yardım geceleri düzenledi. TV kanallarına yüz binlerce dolar ödenip hayırsever işinsanı Engin Sırat programa konuk edildi. Ve ya ona özel programlar hazırlanıp yayınlandı. Üniversite, vakıf ve belediyelere bağış yapılıp karşılığında Engin Sırat'ın konuşmacı olması sağlandı. Fahri doktoralar ve Fahri hemşehrilik satın alındı. Açılışlarda konuşturuldu.  Önüne konan ve ezberlettirilen metinlerle Engin Sırat, okul ve cami yaptıran, aynı anda 1.000 öğrenciye burs veren hayırsever, girişimci ve saygın işinsanı oldu. 

Başkalarının hayallerini ve emeğini yağmalayan birinin en büyük sermayesi sahteliğiydi. Böyle birinin zengin olmak dışında hiç bir zaman hayali de olmazdı. Ülke sevgisi, halk sevgisi de yalandı. Kendisinden başka hiç bir şeyi sevemezdi. Paranın dini imanı olmazdı. Yegane sevgilisi para olan, başarıya muhtaç azgın ahalinin önüne örnek olarak konulmuş, binlerce kopyası olan çakma bir başarı hikayesiydi. 

Bir insanın bir miktar geliri olsa ve bunu her sene ikiye katlamayı başarsa, 30 yılda servetini 536 bin kat arttırmış olurdu.  Günümüzde bu olağanüstü artışı bile aşan, milyar kat servet edinenlerin varlığı muhakkak. Pekiyi, hakikatte tüm dünyada sayılı olan milyarderin yaşamını tüm ahalinin önüne başarı öyküsü olarak koymak neye hizmet eder?

Milyonda birlik bir pozisyonu yakalayabilmek adına yarışan ahaliden biri, ahaliyi eze eze; insani, ahlaki, kültürel ve tarihi ne varsa tüm değerleri çiğneyerek efendi oluyor. Aynı ahali, servet edinmenin zirvesine ulaşıp artık efendi mertebesine varmış olanın kendisine karşı işlediği tüm günahları bir anda affediyor. Efendinin hayatındaki tüm yanlışlarını silip ona yüceltilmiş, mertebesine uygun, tertemiz bir hikaye bahşediyor. 

Bitkilerde bile şartlar elvermediğinde büyüme dururken, biz insanlarda bile büyüme bir yaştan sonra biterken servet neden durmaksızın büyümeli? 

Hiç bir karıncanın bireysel başarı hikayesi yokken karıncaların kolonilerini var ettiklerini görmek çok mu zor? Arıların hikayesi okunacaksa -birlikte başardılar- diye okunacaktır. Ahali lanetlenmiştir. Adeta değersiz, önemsiz bir nesneye dönüştürülmüştür. Öyleyse bireyin bu kadar yüceltilmesi efendiliğin sürdürülmesinden öte değildir.

Afrika atasözüdür. Aslanlar, kendi tarihçilerine sahip olana dek tarih hep avcıyı övermiş. Efendi bir avcıdır. Size bir avcının gerçek  hikayesini anlattım. Aslanların hikayesi ise henüz yazılmadı. Bütün mesele bir efendiye muhtaç olmadığımız hakikatini kavramak. Kendi kendimizin efendisi olabilmektir. 

Seyfi Elçiboğa
seyfelseyf@gmail.com

*Kişiler ve olaylar kurgudan ibarettir.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
4 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
75 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=