Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

DOĞU TÜRKİSTAN MI, SİNCAN UYGUR ÖZERK BÖLGESİ Mİ?

25 Şubat 2021, 15:29 - Okunma: 1245

Hazar Gölünün doğusunda ucu bucağı olmayan Orta Asya stepleri  başlar. Dünyanın ikinci büyük çölü olan Taklamakan Çölünün mintanına serpilmiş vahalarda bir yaşam kök salar. Karakurum Dağlarının gölgesinden Altay ve Tanrı Dağları eteklerine dayanan bu zorlu coğrafyaya Turan denir. 

Turan üzerinde sırasıyla Asya Hun İmparatorluğu, Göktürk Devleti ve Uygur Devleti  kurulup dağılır. M.S 840 yılından itibaren Moğollar ve Timur hanedanlığınca işgal edilir. Batı kısmı 18.yy'da Rusların egemenliği altına girdiği için özgür kalan parçaya Doğu Türkistan denir. Bu topraklar üç defa Çin işgaline uğrar. İlk işgal Hocalar Devletini sonlandırır, 110 yıl sürer ancak tamamen fethedilemez. İkinci işgal Yakup Beg liderliğindeki Kaşgariye Devletini sonlandırır, 66 yıl sürer, ancak durmak bilmeyen isyanlarla kontrol edilemez. Üçüncü ve son işgal ile Hoca Niyaz Hacı liderliğinde kurulan Doğu Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti 1949 yılında artık adı ÇHC (Çin Halk Cumhuriyeti) olan Çinlilerce tamamen ele geçirilir. Turan coğrafyasının adı böylece ÇHC'nin 19.eyaleti ve 5. Özerk bölgesi olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi olur. 

Sincan Uygur Özerk Bölgesi ÇHC'nin en önemli maden işletmelerinin %85'ine sahiptir. Altın, pırlanta, bakır, uranyum, doğalgaz, petrol ve toplamda 138 çeşit maden bulunur. ÇHC'nin enerji ihtiyacının çoğu buradan karşılanır. Boru hatları, önemli sanayi tesisleri, ipek yolu ayrıca Rusya'ya karşı tampon bölge oluşu ÇHC için stratejik önemini arttırır. Son yıllarda dünyanın en büyük projeleri arasında gösterilen ÇHC'nin trilyon dolarlık "Kuşak Yol Projesi"nin Beijing'den başlayıp Urumçi'den dağılan önemli kolları da buradan geçer. Ayrıca özellikle pamuk ve meyvecilikte ÇHC'nin önde gelen üretim alanıdır. Böylece ÇHC için vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

Milliyetçilik, modernitenin bir parçası kabul edilir. Coğrafya ve tarih bilgisi edinebilmek için asgari düzeyde bir modernite gereklidir. Etnik kimliğin ayrıcalıklarıyla ayartılan nüfus iktidara derin bir şekilde bağlanarak kolaylıkla yönetilebilir hale gelince 19.yy'dan itibaren Milliyetçilik dünyayı ele geçiren bir ideolojiye dönüştü. 

Etnik kimlik tanımı iki farklı bakış açısı ile yapılır.  İlkçi yaklaşıma göre etnik kimlik kan bağı, ırk, dil, din, bölge ve geleneklerle belirlenir. Yapısalcı yaklaşıma göreyse etnik kimlik, toplumsal ilişkiler gelişip güçlenirken insan davranışları ile tercihleri arasında ortaya çıkan bir üretim sürecidir. Buna göre Uygur Türkleri ilk tanımı sahiplenerek pantürkist ve panislamist ideolojiye sarılırken ÇHC ise Marksist terminolojiyle harmanlayarak ikinci tanımı benimser. 

Milliyetçilik, erken sanayi toplumunda büyük savaşlarda milyonlarca insanın ölümüne sebep olurken faşizme dönüşerek ikinci dünya savaşında büyük yıkıma neden olunca tehlikeli ilan edilir ve yeniden tanımlanır. Buna göre Avrupa Devletleri ırk yerine ulus kavramına sarılır, etnik kimlik "yurttaşlık bağıyla devlete bağlılık" olarak genişletir. Avrupa'da sivil haklar öne çıkartılır. Yeni milliyetçilik ulusalcılık olur. Oysa ÇHC anayasası Sun Yat Sen'in "5 Çinli" tanımını esas alır: Han, Mançu, Moğol, Tibetli ve Hui (Tüm Müslümanlar). ÇHC'ye göre Uygurlar Hui'dir ve aslında Hun kökenli Çinliler olarak kabul edilirler. Turan coğrafyası da Çin tarihinde en geniş topraklara ulaşıldığında kılıçla zapt edilmiş Çin'in öz toprağıdır. Etnik kimlik ulus değil uygarlıktır. Temel politik yöntem benzetmedir. ÇHC'de yaşayan herkes güçlü olan, çoğunluğu temsil eden, üretim araçlarını elinde tutan Han ırkına sistemli olarak benzemeye zorlanır. Sonuç olarak uygulanan politika 1,4 milyar nüfuslu Çin'in %91'ini oluşturan  baskıcı ve dışlayıcı Han milliyetçiliğidir.

1949'dan itibaren Çin Kominist Partisinin izlediği politikalar ile yönetilen Uygur Türkleri tıpkı Tibetliler ve İç Moğollar gibi sürekli değişen ton ve oranlarda baskı ve ayrımcılık görürler. 1949 yılında Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşayan Han nüfusu %7 iken teşviklerle kurulan endüstri tesislerine yerleştirilerek toplam nüfusun %40'ına ulaşılır. Uygurlu genç kızlar kafileler halinde Çin'in iç bölgelerine çalışmaya gönderilir ancak dönüşlerinde izin verilmez. Bugün ÇHC'de insanların kendi iradeleri dışında zorla çalıştırıldığı yegane yer Sincan Uygur Özerk Bölgesi'dir. Ortalama bir Uygur Türkü aynı işi yapan Han mensubu Çin vatandaşlarından daha az ücret alır; eğitim, sağlık ve ekonomi açısından daha az hizmet alır.

1996'dan beri Türk kelimesinin sıfat olarak kullanılması yasaktır. Türkçe sadece konuşma dilidir. Arap alfabesi kullanılır. Uygur dilinde yazılmış binlerce kitap yakılmıştır. Uygur tarihine ait çok sayıda han, hamam, çeşme, cami ve medreseler yıkılmıştır. Göstermelik seviyede ibadet edilmesine izin verilir. Devlet dairelerinde hiç bir şekilde ibadete izin verilmediği gibi ramazan ayında oruç tuttuğu, namaz kıldığı tespit edilenler veya domuz eti yemediği anlaşılan devlet çalışanları yargılanmadan işten atılır. Toplu ibadete izin verilmez. ÇHC anayasasına göre aşırılık olarak görülen her türlü eğilim terör kapsamında kabul edilerek cezalandırılır. 

ABD ikiz kule saldırısının ardından ÇHC, tüm dünyaya İslami terör tehlikesi altında olduğunu duyurmuş, Doğu Türkistan İslami Hareketini terör örgütü olarak BM'de kabul ettirmiş, Türkiye de aynı örgütü terör örgütü ilan etmiştir. 5 Temmuz 2009'a kadar ÇHC'de sadece Tibet sorununu gündemine alan dünya devletlerinin gözü bir anda Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ne yönelir. Uygur Türkleri'nin uğradığı baskı ve ayrımcılığa karşı sokağa çıkarak şiddete başvurmalarının ardından hükümet olayları çok sert biçimde bastırmış, yüzlerce Uygur Türkü hayatını kaybetmiş, binlercesi yaralanmış, on binlercesi tutuklanmıştır. Bu olayların ardından başta ABD ve AB olmak üzere bölgede olan bitenler araştırılmaya ve raporlaştırılarak duyurulmaya başlanır. Bu raporlara ve ÇHC'yi terk etmek zorunda kalan Uygur Türkleri'nin anlatımlarına göre 2009 sonrası ÇHC'nde Uygurlu Türklere karşı "benzetme" yani asimilasyon politikaları sertleştirilerek uygulanmıştır. 

Sistematik olarak tutuklanan Uygurlu Türklerin işkence gördüğü, adil bir şekilde yargılanmadığı, cezaevlerinde öldürüldüğü, kaybolan çok sayıda insanın olduğu iddiası ABD'de yer alan Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti tarafından dile getirilir. Ayrıca 2016 yılında "aile olmak" projesi ile her Uygurlu ailenin evine bir Çinli görevli yerleştirilerek aile mahremiyeti tamamen ortadan kaldırılır, Uygurlu Türklerin tüm özel hayatı gözetim altına alınır. Kendi kültürünü taşıdığından şüphelenilen her Uygurlu "Mesleki Beceri Okulu" adı altında kurulan toplama kamplarına zorla yerleştirilir. Bu kamplarda sisteme uyum sağlamaları için kendilerinden emin olunana dek Çince, Çin uygarlık tarihi, Çin dansları, Çin Kominist Partisi ideolojisi ve ülke lideri Şi Cinping sevgisi kazandırılır. İddialara göre bir milyonu aşkın Uygur Türkü bu kamplarda zorla tutuldu. ÇHC Ankara büyükelçisi Deng Li, Dw Türkçe haber kanalına verdiği röportajda "Toplama Kampı" iddialarını yalanladı: " Amacımız terör eğilimi gösteren vatandaşlarımızı erken teşhis ile bu okullarda topluma kazandırmaktır." dedi. Ancak dünyada tepki toplayan bu uygulamayı sonlandırma gerekçesi olarak da  bağımsız iradelerinden söz etti. 

Otoriter ve kapalı bir rejim olan ÇHC'de tam olarak neyin olup bittiğini bilmek güç olsa da Türkiye'de yaşayan elli bin Uygur Türk'ünün anlatımlarından aileleri ile görüşemedikleri, tüm Uygurluların gözetim altında olduğunu, cezaevlerinde girişte fiziksel sağlık durumlarıyla ilgili detaylı kontroller yapıldığı, bir çok Uygur Türk'ünün organları için ortalıktan kaybedildiğini, cezaevlerinde tecavüz ve işkencenin rutin yapıldığı iddialarını izliyoruz. 7.2.2021'de Çinli teknoloji devi Huawei'nin Danimarka İletişim Müdürü Tommy Zwicky'nin "Uygurlara yönelik yüz tanıma" sistemini öğrenmesinin ardından görevinden istifa ettiği haberini bir çok haber kanalından okuyoruz.

Devasa ekonomik gücüyle ÇHC'nin çevre ülkelerle yaptığı siyasi-ticari her türlü anlaşmada hükümetlerden Uygur Türkleri ile ilgili herhangi bir tavır içerisinde olmamaları hakkında sözleşmelere zorlayıcı maddeler koyduğu, ayrıca Doğu Türkistan'da yaşayan insanların her türlü sivil hak arama çabasını terör ve güvenlik sorunu olarak yansıttığı ve  Uygur Türkleri meselesinde ilişki içinde olduğu devletlerden kendisine taraf olmalarını istediği bir gerçektir. Pekiyi, 2015 resmi rakamlarına göre nüfusu 13,5 milyonu aşan Uygur Türkleri meselesine doğru yaklaşım nasıl olmalıdır? Bir sonraki yazıda Türkiye ile Doğu Türkistan tarihsel ilişkileri ekseninde konuyu anlatmaya çalışacağım. 

Seyfi Elçiboğa
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
36 gün önce
51 gün önce
86 gün önce
110 gün önce
161 gün önce
162 gün önce
163 gün önce
188 gün önce
191 gün önce
198 gün önce
205 gün önce
208 gün önce
233 gün önce
324 gün önce
332 gün önce
358 gün önce
359 gün önce
360 gün önce
373 gün önce
381 gün önce
465 gün önce
492 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=