Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Doğu Türkistan Arayüzü ve Artı Bakış

02 Mart 2021, 17:14 - Okunma: 1132

Uygur Türklerinin büyük beklentilerine rağmen tarih boyunca Türkiye'den umulan destek hiç bir dönem  gelmez. Anadolu Türkleri ile Uygur Türklerinin ilişkileri daima zayıf kalır. 

1865 tarihinde Uygur Kaşgariye Devleti lideri Muhammed Yakup Kuşbeyi Osmanlı Devleti'nden Çinlilere karşı askeri yardım ister. Padişah Abdülaziz bin adeti kullanılmış iki bin tüfek, altı krupp topu, barut tezgahı ile dördü muvazzaf olan sekiz eğitmen subayı Hindistan üzerinden yardıma gönderir. (M.Armağan, Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı) 1933 yılında Doğu Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti kurulurken Enver Paşa'nın adamlarından Mustafa Ali Bey, Ahmet Şefik Bey ve Mahmut Nedim Beyin de İngilizlerle ilişki içinde ayaklanmaları yönlendirdikleri kayda geçer.(TC Başb. Cumh. Arş. 030.10.258.735.5) 

Başbakanlık arşivlerine göre "din ve devlet işlerini tamamen ayırmış olan Türkiye'nin gerek irticai, gerekse de dış ülkelerin tesiri altında kalan hareketleri sebebiyle" Uygur Türklerine "ilkesel olarak" destek verilmemesi kararlaştırılır. (1934)

1971'de resmi düzeyde başlayan Türkiye ile Çin ilişkileri 1982'de, darbeyle yönetime el koyarak sonradan Cumhurbaşkanı olan, Kenan Evren'in Çin ziyaretiyle gelişmeye başlar. AET'den çıkarılan Türkiye'nin yeni müttefikler aradığı bu evrede Cumhurbaşkanı Turgut Özal'da Çin'i ziyaret eder. Çin Cumhurbaşkanı Li Xiannian, 1984’te Türkiye’ye iade-i ziyarette bulunur. 1980-1990 arası ilişkiler güven vericidir. 1991 yılında Sovyet Rusya dağılınca Türkiye Türki Cumhuriyetleri üzerinde etki kurmaya yönelir. SSCB'nin etnik kimlik politikasını ve ayrıca Lenin'in "Ulusların kendi kaderini tayin ilkesi"ni hiç bir dönem benimsememiş olan Çin bu gelişmenin ardından Uygur politikasını yeniler. Uygur Türkleri sertleşen ayrımcılık ve baskılara karşı direnince Barın, Hoten ve Gulca olayları yaşanır: ölümler, yaralanmalar ve tutukluluk zaten zor olan Uygur Türkleri'nin hayatını felç eder. 

Türkiye ile Çin ilişkileri 1990-2000 arası kesilir. Türkiye tek taraflı olarak ilişkileri düzeltmeye çalışır. Doğu Türkistan'da yaşananlar görmezden gelinir. Başbakan Mesut Yılmaz tarafından yayınlanan  23.12.1998 tarih, 1998/36 no'lu gizli genelgede: " Doğu Türkistan adına faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin toplantılarına herhangi bir bakan veya devlet görevlisinin kesinlikle katılmaması istenir. (Hürriyet, 4 Şubat 1999) 

Çin, Ukrayna'dan Varyag isimli bir uçak gemisini satın alır ve motorunu sökerek boğazlardan geçirmek ister. Montrö sözleşmesine göre askeri amaçlı gemiler boğazlardan geçemez. Gemi üç yıl bekletilir. Ancak Çin, geminin turistik amaçlarla kullanılacağını ve 2 milyon turistin Türkiye'ye gönderileceğini taahhüt ettiği için 2001 yılında geçiş izni verilir. Gemi daha sonra uçak gemisi yapılır ve taahhüt edilen 2 milyon turist hiç bir zaman gelmez. Türkiye ise uluslararası kuruluşlarca Montrö Boğazlar Sözleşmesini ihlal etmekle suçlanır. 

2000'li yıllar ticaret anlaşmalarının yoğunluğu ile geçer. 2009 yılındaki Urumçi olayları sonucu katledilen yüzlerce Uygur Türkü için en sert tepkiyi "adeta soykırım" diyen Türkiye Başbakanı Erdoğan verir. Çin'in karşı  tepkisi üzerine dışişleri bakanlığı "Tek Çin'den yanayız, yanlış anlaşıldık." diyerek durumu izaha çalışır. Daha sonra 2019'yılında Çin ziyareti esnasında Urumçi'ye uğrayan Başbakan Erdoğan: "Çin'in Sincan bölgesindeki insanların Çin'in gelişimi ve refahı içinde, mutlu bir yaşam sürdüğü bir gerçektir." dediği haberlere konu olur. Haber duyulup tepkiyle karşılanınca dışişleri bakanlığı haberin "çeviri hatası" olduğunu ifade eder.

Bu gidiş gelişlerde Türkiye Çin'den Ege ve Kıbrıs konusunda destek ister. Çin bu konularda destek olmaz. İki ülkenin ticari ilişkileri daima Türkiye aleyhine olur. Ticaret Bakanlığı verilerine göre sadece 2014-2019 arasında Türkiye'den Çin'e toplam 13 milyar 179 milyon dolarlık ihracat yapılırken Türkiye, Çin'den 112 milyar 902 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirir. Çin bu ticaretten neredeyse 100 milyar dolar kazançlı çıkar.

2000'li yıllara dek baskıdan kaçarak Türkiye'ye  yerleşen Uygur Türkleri Türkiye merkezli bir yapılanmayla dünyaya seslerini duyurur. Ancak Türkiye'nin Çin'in talebiyle önemli aktivistleri sınırdışı etmesi ve Uygur sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini kısıtlaması sayesinde Uygurlu aydınlar Avrupa ve ABD'ye dağılır. Doğu Türkistan'da yaşanan  baskı ve asimilasyon politikası böylece duyurulmuş olur. Özellikle Urumçi katliamı sonrası Sincan Uygur Özerk Bölgesi ilgi odağı haline gelir. Bir çok ülkeden Çin''e şeffaflık çağrısı yapılır, kınama mesajı yayınlanır. BM'de çeşitli oturumlarda hatiplerce konu gündeme taşınır. 2020 yılında 39 ülke Almanya önderliğinde, Çin'e toplama kamplarında tutulan bir milyonu aşkın Uygur Türkü'nün derhal serbest bırakılması için ortak bir çağrı mektubu yollar. Maalesef Türkiye bu mektuba ortak olmaz. Kınama mektubunda müslüman devletlerden sadece Arnavutluk ile Bosna Hersek'in yer alması, hiç bir Ortadoğulu müslüman devletin yer almaması ise Çin'in bu ülkeler üzerindeki caydırıcı gücünün ispatı ile müslümanları temsil etme iddiasındaki ülke yönetimlerinin ne denli tutarsız olduklarının göstergesi olur.

Kanada ve Hollanda parlamentoları Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Çin'in uygulamalarını soykırım olarak tanır. Kanada Dışişleri Bakanı Garneu: "Keyfi gözaltı, yeniden eğitim, zorla çalıştırma, işkence ve zorla kısırlaştırma gibi Sincan'daki insan hakları ihlallerine dair korkunç raporlardan derinden rahatsız olmaya devam ediyoruz.’’ der. Ve şöyle devam eder: "Soykırım iddialarına yanıt olarak şeffaf ve güvenilir bir uluslararası soruşturma çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Bu soruşturma, tarafsız uzmanların durumu ilk elden gözlemleyebilmesi ve rapor edebilmesi için uluslararası ve bağımsız bir organ tarafından yürütülmelidir."(22.02.2021 Euronews)

Hiç bir ülke kendi içişlerine karışılmasını istemez. Bu ve benzeri problemlerin önüne geçmek adına BM'de azınlıklarla ilgili sözleşmeler vardır. Bu sözleşmelerle BM uluslararası toplumun haklarını korumaya çalışır. Çin, BM Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesini 1981’de, Kurumsallaşmış Irk Ayrımcılığı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Uluslararası Sözleşmesini ise 1983’de imzalamıştır. 

Türkiye, "Tek Çin" politikasıyla Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni benimser. Dışişleri bakanı Çavuşoğlu Çin ziyaretinde yaptığı açıklamada: "Çin'in güvenliğini kendi güvenliğimiz gibi görüyoruz. Gerek ülkemizde gerek bölgemizde Çin'e yönelik hiçbir olumsuz faaliyete izin vermiyoruz" der. (03.08.2017 DW) Ardından 2019 yılında Çin'i ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Ancak bu konuyu istismar eden yaklaşımlar da var. Bu istismarlar da Türk-Çin ilişkilerinde olumsuz yansımalara neden oluyor. Bu konuda istismarlara fırsat vermemek lazım." sözlerini sarf eder.(04.07.2019 Sabah) 

Türkiye Cumhuriyeti ile Çin arasında bir mutabakat varmışçasına Uygur Türkleri'ne yapılan soykırım görmezlikten gelinir. İnsan düşünmeden edemiyor, Doğu Türkistan uygulamaları hakkında ticari sırların sakladığı başka bir pazarlık var mıdır? Kanal İstanbul, boğazdan üç katlı geçişler,  Konya'daki bazı projeler, Sivas-Erzincan demiryolu projesi için neden Çin ile hareket edilir, bu işlerin kaybeden tarafı Türkiye değil midir? 

Uygur Türkleri hakkında Türkiye kamuoyunda da kafalar karışıktır. Etnik kimlik siyaseti yapan bazı liberal partiler muhalefet konumundayken dillendirdikleri rahatsızlıkları iktidar veya iktidar ortağı olduklarında sessiz kalarak geçiştirirler. Sosyalist siyaset yapan partiler batı karşıtlığı ve panislamizm gerekçesiyle konuya soğuk yaklaşırlar. Avrasyacılar ise Doğu Türkistan meselesinin ABD'nin Çin'i zor durumda bırakmak için yürüttüğü kara propaganda faaliyeti olduğunu iddia ederek Çin şubesi gibi çalışırlar.

İşin esası 2017 yılında G-20 zirvesinde, Davos'ta konuşan Şi Cinping: "...Serbest ticaret ve yatırımların gelişmesine katlı sağlamalıyız.. Küreselleşmenin kendisi sorunların nedeni değildir " (17.01.2017 investaz) der. Bolca milyarderlere sahip, sınıfsal ayrışmanın bazı bölgelerde korkunç düzeyde olduğu, kapitalist sistemin tüm finansal kurumlarıyla var olduğu bir ekonomik modele sosyalist ekonomi demek büyük bir yanılgıdır. Çin, kapitalizmin acımasızca yaşandığı, totaliter ve antidemokratik bir ülkedir. Ülkeyi kominist adıyla yöneten Çin Kominist Partisinin varlığı gülünç ve aldatıcıdır. Ayrıca Tacikistan'dan 1000 kilometre kare toprak gasp eden, deniz sınırının çok ötesinde adalar inşa eden, Hong Kong'dan sonra Tayvan üzerinde de hak iddia eden, Orta Asya'da ülkeler üzerinde nüfuz elde etmek adına faaliyetlerde bulunan Çin bu yönüyle de yayılmacı ve emperyalist bir devlettir. Çin, kapitalizmin ve emperyalizmin alternatifi değil ta kendisidir.

Çin, bağımsız heyetlerin ziyaretine izin vermemekte kararlı gözüküyor. Türkiye'den gidecek heyet meselesi de lafta kaldı. Anlaşılan o ki Çin işlediği suçların izlerini silmeden Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni kimselere göstermeyecek. 

Evet Uygur Türkleri meselesi istismara açık. Batı toplumları bu meseleyi Arap Baharında olduğu gibi Çin'i dizayn etmek için kullanabilir. Kastım böylesi bir organizasyona dahil olmak değildir. Ancak bu konu hamasetle de geçiştirilemez. Ortada kabullenmek istemediğimiz ancak binlerce farklı raporlarla belgelenen bir soykırım var.  Soykırım, insanlık suçudur. İnsan hakları herkesi kapsar. "Dünya beşten büyüktür!" derken o beşin içinde Çin de yer alır. Dünya Çin'den de büyüktür. 

Türkiye'nin Çin'e karşı politik özgüvensizliği giderek otoriterleşen ve kendi yurttaşlarından demokrasiyi esirgeyen bir politik çizginin, başka ülkelerde yaşanan antidemokratik uygulamalar karşısında tepki verirsem beni de suçlarlar tutumu ve acizliğidir. Böylesi bir insani mesele "ticaretimiz bozulur seviyesine" indirilemez. Oysa içerde ve dışarıda kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın insan hak ve özgürlüklerine yapılan saldırılar ilkesel olarak kınanmalı, buna göre tavır takınılmalıdır. Bu prensiple Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak kabul edilen siyasal sınırlarda Çin'in yaptığı uygulamalara tutarlı ve kararlı bir yaklaşımla karşı çıkılmalıdır. Çin'in imzaladığı BM sözleşmelerini bir an önce uygulaması her platformda istenmelidir. Ne pahasına olursa olsun "suçluların iadesi" anlaşması uygulanmamalı, sığınmacı Uygurluların hiç biri Çin'e iade edilmemelidir. Çin ile yapılan ticaret Türkiye lehine sınırlandırılmalıdır. 

Bu sayede birden olmasa bile zaman içerisinde Çin'in Uygur Türkleri'ne karşı işlediği suçlardan vazgeçmesi için çaba sarf edilmelidir. Uluslararası toplum ile ortak hareket edilmelidir.

Seyfi Elçiboğa
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=