Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Arsız Sarmaşık(2)

05 Nisan 2021, 17:08 - Okunma: 340

 

Gözleri sık sık salonun duvarında asılı duran büyük aile tablosuna takılır. Anne babası arasına sıkışan ufak bedenini izler. İyi göründüğünü fakat görkemli iki insan bedeni arasında önemsiz bir figür gibi kaldığını düşünür. Acaba o, iki söğüt ağacı arasında hızla büyüyen bir sekoya ağacı olabilir miydi? 

Yemek masasında ailece yenen akşam yemekleri, ailece gidilen davetler ve lüks otellerde konaklanarak ailece yapılan tatillere bayılırdı. Piyano dersinde piyano çalarken, aynı zamanda yaşam koçu olan dadısıyla sohbet ederken, dans eğitmeniyle dans ederken ve matematik öğretmeni ile soru çözerken hep sekoya ağacı olduğuna inanır, derinlere kök salıyor gibi hissederdi. O aslında ağacın çevresini bir katil gibi sarmalayan, öz suyunu emerek ölümüne sebep olan, arsız sarmaşığın tekiydi. Pekiyi, ya bu gerçeğin farkına varırsa ne olacaktı?

Ülkenin en varlıklı ailelerine ait çocukların bir kısmının okuduğu lisede eğitimini sürdürdü. Okuldaki öğrencilerden birinin kendisiyle tanışırken: "Baban, bizim şirketlerden birini yönetiyor." demesiyle yıkılmıştı. Mükemmelleştirmeye çalıştığı görüngüsü hasar görmüştü. Bu gerçeği kimse öğrenmemeliydi. Demek oluyordu ki babası yeterince varlıklı değilmiş, başkaları için çalışırmış. İlerde bir gün hiç kimse, ne pahasına olursa olsun, kendisi için "çalışan" sıfatını kullanamamalıydı. O, sahip olmalı, başkaları onun için çalışmalıydı.

Sınıf başkanlığı seçimini bahane ederek babasıyla sohbet etmek istedi. Babası: "Sınıf başkanlığı yararsız bir hedef." dedi. "Ama siz de bir şirkette çalışanların başkanı değil misiniz?" diye sordu. 

"Öyle görünüyor olabilir. Benim içinse esas hedefime varmam için gerekli bir basamaktan öte değil." dedi ve ekledi babası: "İnsanlar yönetilmeyi yönetmekten daha fazla isterler. Topluluk içinden çok az insan çıkarak topluluğu yönetmeye talip olur; bazısı sadece yönetmek ister, bazısı ise liderdir. Çoğu insan özünde korkak ve tembeldir. Sorumluluk almak, mücadele etmek istemezler. Lider ise çatışmayı göze alandır. Şirket içinde, tarikat içinde veya çeşitli yapılarda yaşanan aksaklıklardan orada bulunan çoğu kişi haberdardır. Ancak toplantılardan önceki homurtular toplantı esnasında biter. Topluluk önünde aksaklıkları ifade etmek lidere meydan okumaktır. Bu nedenle yönetilen itaatkar çoğunluk ortalama insan tipindedir; sık sık mızmızlansa da lidere karşı koymaya cesaret edemez."

Çocuk cevaben: "Ben de liderliğimi deneyimlemek istiyorum." der. 

Annesi konuşmaya katılır: "Ortalama insandan bahsettiniz. Ortalama insan çoğunluğun tercihlerini arzular. Liste başı şarkılar dinlenir, çok okunanlar rafındaki kitaplar satın alınır, en bilindik markaların ürünleri tüketilir, en çok oy alan partinin söylem ve uygulamaları özümsenir... Çoğu insan seçim yaparken doğru ve yanlışı her zaman sorgulamaz. Çoğunluğun seçimi ortalama insan için daima tercih nedenidir. Bu dine neden inanıyorsun? Çünkü herkes inanıyor. Rahat olmayan yırtık ve dar pantolonu neden giyiyorsun, burçlara neden inanıyorsun, az maaşla fazla çalışmayı neden kabul ediyorsun, bu kadar vergiyi neden ödüyorsun; aşağılanmayı, dışlanmayı, sömürülmeyi neden reddetmiyorsun? Hep aynı cevap: çünkü herkes öyle yapıyor. O zaman biz liderlerin yapması gereken kendi taleplerimizi, çoğunluğun talebiymiş gibi sunarak topluma kabul ettirmektir. Lider çoğunluğa şöyle seslenmeli: Ben sizin isteklerinizi gerçekleştirmek için buradayım, isteğiniz benim için emirdir. O zaman itaatkar çoğunluk, yaşadığı zorluklarla dolu hayatın sebebini liderin var ettiği çarpık sistemde aramayacak, aksine zorlukların kendi öz taleplerinin bir sonucu olarak karşısına çıktığını düşünecek; ortalama insanın kendi özüne karşı başkaldırışı mümkün olmadığı için de çoğunluk sisteme ve lidere çaresizlikle boyun eğmeyi sürdürecektir."

Baba sözü aldı: "Şirkette önemli toplantılardan önce ikna etmem gerekenleri belirleyip özel olarak görüşürüm. Toplantıda kendi düşüncelerimi onlara söylettiririm. Birkaç kişi birden aynı fikri dillendirince benim görüşüm çoğunluğun görüşü olur. Böylece oylamaya geçeriz. Sonuca dair tahminim hiç şaşmaz. Karar daima oy birliğiyle alınır. Aslında çoğu karar yalnızca benim talebim olsa da çoğunluğun talebiymiş gibi kabul görür."

Anne: "Dostmuş gibi görünen çalışanların bana birbirlerini gizlice şikayet etmelerine ne demeli? İşyerimde beraber çalışan evli eşlerden biri bana gelip eşi için:"Ben söylersem yanlış anlar, siz uyarırsanız daha iyi olur." diye başlayan şikayet cümleleri kurar. İşyerinde bana o kadar çok bilgi gelir ki çalışanlardan birinin ne yaptığını aynı bölümde çalışan diğerlerinden bile daha iyi bilirim.  Bu durum aslında insanın ne kadar bencil ve kötü olabileceğinin ispatıdır." der.

Baba: " Şirkette bir fabrikamızın tüm çalışanlarını toplayıp yöneticileri çalışan, çalışanları yönetici yaptım. Fabrikada işlerin daha iyi noktaya varması için istediklerini yapabileceklerini söyledim. İtiraz edenleri tazminatsız işten ayrılmaya zorladım. İstifa edenler ayrıldıktan sonra kalanları takip ettim. Birkaç gün içinde birbirlerine türlü türlü zorbalıklar yapmaya başladılar. Yıllarca beraber uyum içinde çalışan mesai arkadaşlarına ruhsal tacizde bulundular. Hakaretler, işten atmalar, keyfi yer değiştirmeler, yersiz mesaiye bırakmalar; kimi dost olan çalışanlar arasında kavgalar ve küslükler oldu. Fabrikada verim epeyce düştü. En çok şikayet edilen yanlış uygulamaları kendileri ziyadesiyle yaptılar. Bir hafta sonra kontrolü elime alıp zorbalık yapan çalışanları işten çıkarmak zorunda kaldım. Gördüm ki insanlar için ünvan saklı kişiliklerini ortaya çıkaracak kadar tehlikeli bir habismiş. İnsanlara sınırsız yetki verilince ve kendilerine yetki verilenler yetkiyi kontrolsüzce kullanınca, en mülayim görünenin bile içinden bir canavar çıkabiliyormuş. " der.

Çocuk bu konuşmalardan çok etkilenir. Son bir soru sorar: "Anladığım kadarıyla insanlar içinde sizler gibi başka liderler de var. Geniş çoğunluğu yöneten elit azınlık liderlerden oluşuyorsa o zaman aralarındaki çatışma büyük olmalı. Peki, liderlerin bu çatışmada kullandıkları silahları nedir?"

Anne: " O elit dediğin kale sahipleri ile bazısı lider olamamış kale soylularından oluşuyor. Hepsinin de kendi hakikatini koruyan zırhları var. Acımasızlık, üst seviyede güvenlik tedbirleri, sürat ve sır bir kale için hakimiyetin önemli unsurlarıdır. Mükemmel ve yenilmez görünen güç, yaptıkları her işi meşru kılar. Güç, tüm günahlardan ve yasaklardan muaf olmaktır. Güç, toplumun üzerinde olma ayrıcalığıdır. Bunun için rekabet acımasızca gerçekleşir. Hepsi birbirinin halefidir. Ancak bir liderin en büyük halefi tanrıdır."der.

Kendisini sekoya ağacı sanan Arsız Sarmaşık, sonraki günden itibaren toprağın üstünde boy vermeye karar verir. 

*Devamı bir sonraki yazıda.

Seyfi Elçiboğa
seyfelseyf@gmail.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
74 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
155 gün önce
162 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
429 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=