Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Arsız Sarmaşık (4)

19 Nisan 2021, 16:53 - Okunma: 218

Arsız Sarmaşık, sıklıkla havlar ve bunun nedenini anlamaya çalışır. Yatak odasına kapanmış, doktoru bekler. Gazabından korkan uşaklar, yaşadığı kale gibi evin içinde; hayalet gibi sessizce çalışır, mümkünse ona gözükmezler. 

Doktoru, yanında bir dosyayla çıkagelir. İçeri alınır. “Seni dinliyorum, neyim var, anlat!” der doktora. Doktor: “Psikotik bir epizod geçirmektesiniz efendim. Bipolar bozukluk olabilir.” “Saçma, kullandığım haplardan olmuştur.” diye karşı çıkar. Doktor: “Amfetamin, araştırdığımız kadarıyla buna benzer bir yan etki göstermemiş. Boantropi benzeri bir sendrom da olabilir.” der. “Açıkla!” diye buyurur. Doktor: “ Kişinin kendini sığır sanması, sürekli otlama ve geviş getirme isteği efendim. Yani siz de...” diye cevap verir. Ancak devamını getirmeye cüret edemez.

Doktorun psikolojik tedavi önerisini reddeder ancak zararlı alışkanlıkları bitirmesi gerektiğini düşünür. Ardından küçük not kağıdına yazdığı bilgileri uşağına uzatır:” İlk dadım olur. Bulup getirin!” diye emreder.

48 saat geçmeden Rusya’nın Yekaterinburg şehrinde yaşayan yaşlı dadı bulunup huzura getirilir. Gerekli izahat yapılmış olacak ki henüz 7 yaşında bir çocukken yitirdiği dadısını karşısında her zaman ki saygılı tavrıyla beklerken görür. Hiç ayrılmamış gibi davranırlar. Rusça konuşurlar. Dadısı ona övgüler dizer. Ona Rusça’da “en büyük kişi” anlamına gelen “starshiy chelovek” diye hitap eder. Arsız Sarmaşık tatmin olur, dadısına: “Bundan sonra bana sen hizmet edeceksin!” diye emreder.

Aylar süren mücadele ile uyuşturucu ve alkolden tamamen kurtulur. Ancak köpek gibi havlaması geçmez. Üstelik geceleri yatakta işeme sorunu başlar. Doktoru, boşaltım sistemini çeşitli tahlillerle tetkik eder. Beden sağlığının mükemmel olduğunu, idrar kaçırma probleminin ruhsal sebeplerden kaynaklandığını, psikolojik tedavi görmesi gerektiği tespitini yineler.

Dadısı, efendisinin hayatına ait diğer detayları öğrenmek için tüm bunlar yaşanırken bir yandan  da aldığı izinle araştırmaya girişir. Sınırsız olanaklar ve güçlü yardımcılar emrindedir. Önce halefi olan diğer dadıyı, ilkokul öğretmenini ve ebeveynleri bulup dinler. Sonra okul hayatının önemli aktörlerine ulaşır. Ona ait her detayı kaydeder.
...
Tanrının kusursuz yarattığına inandığı benliğine adeta tapardı. Ona göre kendisi gözlerini semaya dikmiş, yükseğe doğru tüm benliğiyle senelerce tırmanmıştı. Yazgısını sahip olma ereği olarak bellemiş, bu ereğe adadığı her eylemi ibadet gibi kutsal saymıştı. Ona bu yolculuğunda güç veren tanrısı, şimdiyse uşaklarının yanında onu köpek gibi havlatıyor, çocuk gibi yatağını ıslattırarak aşağılıyordu. Neden? 

Bir sebebi olmalıydı. O da her kötü insan gibi senelerce yaptığı tüm kötülüklere birer kılıf bulmuş, işlediği her suç için bir günah keçisi seçip kurban etmemiş miydi? Şimdiyse tehdit altındaymışçasına her zamankinden çok korkuyordu. Son yaşadıklarımın sorumlusunu bulmalıyım, cezasını vermeliyim diye aklından geçirdi.
...
Dadıyı huzuruna çağırdı: “Hakkımda ne düşünüyorlar?” diye sordu. Dadı: “Anne babanız ve benden sonraki dadınız nankör olduğunuzu, öğretmenlerinizin biri hariç çoğu gurur abidesi olduğunuzu, okul ve mesai arkadaşlarınız iblis olduğunuzu düşünüyor.” der. Bu sözlere fena kızmıştır, hesabı sonraya bırakarak belli etmemeye çalışır. “İblis mi?” diye kükrer. Dadı evet anlamında başını sallar. “Rabbim beni zayıflara üstün yarattıysa sorun olan benim üstünlüğüm mü, yoksa onların acizliği mi?” diye sorar. 

Dadı: “Bildiğim kadarıyla bu soru Kant’ın sorusuna çok benziyor. O da şöyle der: “Eğer tanrı kutsalsa ve kötülükten nefret ediyorsa o zaman bütün akıl sahibi varlıkların nefret ettiği kötülük nereden geliyor?” Bizim inancımıza göre Saint Augustine cevaben der ki: ”İnsan özerk iradeye sahiptir. İyi ve kötüyü kendi iradesiyle seçer. Tanrı da buna izin verir.” Leibniz de onaylar. Hatta Erich From eklemiştir efendim: Ne kötü olarak doğuyoruz, ne de kötü olmaya zorlanıyoruz. Pek çok seçim sonucunda kötü oluyoruz.”

Arsız Sarmaşık: “1972 yılında Ant Dağlarına çakılan uçaktan kurtulan insanları hatırla. O dağlarda hayatta kalmak için beraber seyahat ettikleri yolcuların cesetlerini yemişlerdi. Bu kötülük değildir. Kötü olan şartlardır. Sağlıklı bir insan hastalandığında bebek gibi davranır; kabalaşır, kırıcı olur. Stres altında insan kötülük yapabilir, öyleyse kötü olan strestir. Zor günlerde dostlar birer birer uzaklaşır. Kötü olan terk eden dostlar değil zorluklardır. Ben iyi ve mükemmel bir insanım.”  der.  

Dadı cevap vermekte tereddüt eder: “Efendim, İncil der ki kötüye karşı koma; ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir. Kur’an-ı Kerim’de yazar: “Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.”  Mesela sizin İslâm âlimi dediğiniz İbn-i Arabi’ye göre “Özde kötü olan hiçbir şey yoktur.” Farabi’ye göre de, İbn-i Sina’ya göre de insan iradesi dışında başka bir kötülük yoktur. İyi olmak şartlar ne olursa olsun dürüst olmak, doğruluktan ayrılmamaktır. Mesela her iki dinde de hak ve yetki sahibiyken bağışlayıcı olabilmek, kimse görmediği halde çalmamak, kimse takdir etmediği halde iyilik yapmak, sahibinin dönmeyeceğini bile bile emanete ihanet etmemek öğretilir.”

“Neredeyse benim kadar mükemmel konuştun Dadı” der Arsız Sarmaşık ve ekler: Dini buyruklar böyleyken uygulama öyle mi peki? İnsanlar aciz ve kötülük doludur. Ben ise rabbime hizmet ettim, nefsime değil. Bu doktorlar benim psikolojik tedavi görmemi istiyor. Ancak düşmanlarımın eline geçecek bir bilgi kırıntısını dahi psikologlara vermek istemiyorum. Peki öyleyse bu durumda ne yapacağız Dadı, söyle?” diye sorar.

Dadı: “Efendim, sizin kadar yüce bir zat olan Papa Francis de bazı problemlerini çözümlemek adına psikiyatrik destek aldığını ilan etmişti. Arzu ederseniz araştıralım. Çok iyi uzmanlar var. Eğer bir hastalık geçiriyorsanız durumunuzun daha fena olmasından endişe ediyorum. Hemen karar vermeyin isterseniz.” diye cevaplar. 

Sohbeti bitirir. Kafası iyice karışmıştır. Düşünmelidir. Nedenini bilmez ama yeryüzünde en çok güvendiği insan dadısıdır.
...
Bir müddet sonra Dadı, Doktor ile beraber ellerinde bir dosya ile yine Arsız Sarmaşık'ın huzurundadır.

Doktor: “Alanında en önemli iki uzmanı tespit ettik efendim. İlki İngiltere’de Manchester Üniversitesi’nde profesör. Metakognitif terapinin mucidi. İşlevsel olmayan inançlar ve bilişsel yanlılıkları tedavide psikanalizin aksine üst bilişsel süreçleri ele alan çok başarılı bir yöntemi kullanan Adrian Wells. Psikanaliz istemediğiniz için öneriyoruz. 

Bir diğeri ABD’de, Kaliforniya Melon Üniversitesi’nde profesör. Bilişsel psikoloji alanında dünyanın en iyisi. Geliştirdiği akıllı yazılımlarla verileri bilgisayar yardımıyla analiz ederek 8 haftada sonuç alan John Robert Anderson. Belki bilgisayarlara konuşmayı tercih etmek istersiniz. “

Biraz düşünür.
Bedenini iyice dikleştirerek heybetini arttırır. 
Gür sesiyle: “Dr.Wells’i eleyin. Dr.Anderson ile gerekli görüşmeleri derhal tamamlayın. Tedavi olmak istiyorum.” diye emreder.

*Devamı bir sonraki yazıda

Seyfi Elçiboğa

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
4 saat önce
15 gün önce
50 gün önce
75 gün önce
125 gün önce
126 gün önce
127 gün önce
152 gün önce
162 gün önce
169 gün önce
172 gün önce
197 gün önce
288 gün önce
296 gün önce
322 gün önce
323 gün önce
324 gün önce
337 gün önce
345 gün önce
430 gün önce
456 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=