Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Yangın Yeri

02 Ağustos 2021, 14:24 - Okunma: 657

Dört bin sene evvel Anadolu’nun yüzde yetmişi gür ormanlarla kaplıydı. Her yerde meşe, kızılçam, söğüt, gürgen, palamut, kavak ve sedir ağaçları vardı. Sallarla Karadeniz kıyılarından içeriye Kızılırmak üzerinde taşınan keresteler ardından Dicle ve Fırat üzerinde ilerliyor, Basra kıyılarına dek ticareti yapılıyordu. Kerpiç evlerin zemini ve tavanları ahşapla kaplıydı. 

Ormanlar öyle sık olurmuş ki bu durumu Evliya Çelebi meşhur eseri Seyahatname’de, bir ağacın dalındaki bir şebeğin, daldan dala atlayarak ayağı toprağa hiç değmeden Tatvan'dan ta Cizre’ye kadar gidebildiği şeklinde anlatır. O sık ormanların içinde çeşitli tarih kitaplarında anlatıldığına göre maymun, aslan, kaplan, ayı, pars, alageyik, kınalı keklik, kafkas öküzü, ceylan, yaban koyunu, yaban eşeği ve asya fili yaşardı. 

Heyhat, çoğunun nesli tükendi. Sadece hayvanların değil envai çeşit bitkinin de nesli tükendi. Gök soğanı, yabani siklamen, nergis, abant çiğdemi, süsen, amasya lalesi, konya gaşağı, mavi yıldız çiçeği, çam kekiği, çöven otu, sığla ağacı... artık yok. Ormanlar azaldıkça biyoçeşitlilik de azaldı, buna bağlı olarak elbette iklim rejimi de değişti. Tabi bütün bunların sorumlusu kargalar veya karıncalar değildi. 

Anadolu’daki ormanların Roma-Bizans dönemi ile Osmanlı döneminde ekseriyetle çıkan savaşlarda özelliklede mancınıkla atılan ateş topları ile yanıp küle döndüğü;  ticaret, güvenlik, tarla açma ve yerleşim yapma maksadıyla kesilen ağaçların yerine yenilerinin ekilmediği, bu sebeple ormanlık alanın yüzde otuz beşlere kadar azaldığı yazılır. Cumhuriyetin ilan edildiği ilk yıllarda yaşanan büyük ekonomik kalkınmada tıpkı madenler gibi ormanlar da kaynak olarak kullanıma açılır. Çıkarılan kanunla orman köylüsüne ağaç kesmede serbestiyet tanınır. Bunun üzerine köylülerce o kadar çok ağaç kesilir ki 1920-40 yılları arasında ormanlık alanların dörtte biri yok olur.(Doç.Dr.Fikret Başkaya) Sonraki yıllarda gösterilen tüm çabalara rağmen bugün Türkiye topraklarının sadece yüzde 27,6’sı ormanlık alan olarak kalabilmiştir. Kıyaslamak adına Finlandiya topraklarında bu oran yüzde 72’dir.

Dünyamızda, milyonlarca yıl önce devasa ağaçların olduğu dönemde bile büyük yangınların izlerine rastlandı. Ekolojik sisteme göre ormanlar belli bir periyotta yanarlar. Mesela Rusya’daki ormanlar için iki periyot arası süre 200 yıldır. Akdeniz kıyılarında yer alan kızılçam ağaçları için bu süre elli yılda birdir. 

Yangınla bitki örtüsü gençleşir, bitkiler adaptasyon yeteneğini arttırır, yeni türlerin ortaya çıkması mümkün hale gelir. Yangında patlayan kozalaklardan saçılan tohumlar küle karışarak ormanın hızla yenilenme süreci başlar. Otuz yıl gibi bir sürede orman eski haline gelir. Örneğin Kaliforniya’da yer alan yer kürenin en iri ağacı olan sekoya ağaçları büyümek için sık sık yangına ihtiyaç duyarlar. Orman yandıkça zayıflayan bitki örtüsünün boşalttığı yüzeye yakın alana kendisi kolay kolay yanmayan sekoya ağacı köklerini iyice yayarak boy verir. Bu sayede binlerce yıl büyümeyi başararak altı metre genişliğe ve yüz yirmi metre boya ulaşır. 

Biyolojik açıdan bakıldığında orman yangını ekolojik sistemin bir gereğidir ve sırf bu nedenle faydalıdır. Ormanla çok içli dışlı yaşayan, inançları gereği ormanları ruhu olan bir canlı kabul eden kızılderili halkı ormanlık alanları küçük ve düzenli yangınlar çıkararak rahatlatırmış. ABD hükümeti buna engel olmak istediğinde “eğer bunu yapmazsak çok daha büyük yangınlar çıkacaktır” diye karşı çıkarlarmış. Hükümet küçük yakmaları engellemiş fakat bir süre sonra feci büyüklükte yangınlar çıkmış, çıkan yangınlar daha büyük zarara neden olmuş. (Ekolog İsmail Bekar) Çünkü ormanlar için yangın bir ihtiyaçtır. Ancak bu ihtiyaç tamamen ekolojik kökenli yangınlarla sınırlıdır: yıldırım, kuraklık, düşük nem, kuru rüzgarlar...

Çoğalan insan sonuçlarını düşünmeden, yapay barajlar, yollar ve beton yapılar inşa ederek doğayı kirletti. Duman kusan fabrikalar, araçlar, gemiler, uçaklar ile bozulan tabiat yüzünden iri hayvan türlerinin yüzde 99’u tükendi. Biyoçeşitlilik için ormanlar ve savanalar daha kıymetli hale geldi. Buna karşın başta yağmur ormanları olmak üzere yerküremizdeki ormanlık alanlar, göller, nehirler ve tatlı su kaynakları hızla azaldı. Küresel ısınmanın etkileri öyle bir hale geldi ki büyük felaketler ortaya çıktı. Geçen sene tarihin en büyük yangınına hep beraber şahitlik ettik. Avustralya’da yedi ay süren yangın 2020 Mart ayında söndüğünde 8 milyon hektar ağaç kül olmuş, bir milyar canlı hayatını kaybetmiş, 34 insan ölmüş ve 366 bin insan yangından zarar görmüştü. Karşılaştırma yapmak adına Türkiye’de mevcut ormanlık alan 21,67 milyon hektardır.
 
Türkiye’de ortalama her yıl iki bin civarında orman yangını çıkar ve bu yangınlarda 8-10 bin hektar ormanlık alan yanar. Ancak 2020'de ise 3 bin 413 orman yangınında, 20 bin 938 hektarlık alan yandı. 2021 yılında yine çok sayıda yangın ile Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı 12 bini aşkın işçi ile yangınlarla mücadele edilir. 2020 rakamlarına göre 776 gözetleme kulesi ile 5 ay boyunca kesintisiz süren yangın sezonunda çıkan her yangına havadan ve karadan anında müdahale edilir. Genel kanının aksine her yıl artan sayıda yaşanan yangınlara rağmen söndürmede başarı oranı artış gösterir. Yangın söndürmede başarısız olduğumuz söylenemez. Ancak yeterli mi?

Sıcaklık 60 dereceyi aştığında bitkiler on beş dakika içinde ölmeye başlar. Canlıların çoğu kaçışır. Uçan böcekler ve kuşlar, kuluçkaya yatmış olanları hariç, hiç bir zarar görmezler. Yılanlar genellikle kaya diplerine sığınarak kurtulmayı başarır. Tavşan, geyik ve domuzlar da kaçabilirler. Ancak kaplumbağa, kirpi, köstebek, sincap, fare, kurbağa ve uçamayan böcekler gibi ağır hareket eden canlılar feci şekilde yanarak can verirler. Orman yanarken ortam sıcaklığı sekiz yüz dereceyi bulabilir, orman zemini bile iki yüz derece sıcaklığa ulaşabilir. Gündelik ayakkabı ile o sıcaklıkta orman örtüsünde yürümeye kalkarsanız ayakkabı tabanınız sıvıya dönüşecektir. Böylesi şartlarda orman yangınına karşı kahramanca gayret gösteren onlarca itfaiyeci maalesef yangını söndürmeye çalışırken hayatını kaybeder.

Orman hızla söndürülse bile söndürme safhasında atılan kimyasallar, toprağın beş kat sertleşmesi, ph dengesinin asidik hale gelmesi, toprak strüktürünün bozulması ve ağaçların konakçı canlılara karşı zayıf düşmesi gibi sebeplerle ciddi zarar görür. Ormanın kendini toparlaması için erozyona ve insan müdahalesine karşı korunması, mümkünse yeterli derinliğe tohum ekilmesi gerekir. Yanan alana meyve ağacı dikilsin diye düşünenler olabilir ancak meyve ağaçlarıyla orman kurulmaz. Doğrusu doğanın yapay seçilimle ortaya çıkan endemik, genellikle yaprak dökmeyen bitki yapısına sahip fidanların ekilmesidir.

2021 Temmuz ayında önceki yıllara göre daha şiddetli yangınlar yaşanacağı uyarısı iklimbilimciler tarafından yapılmıştı. Beklendiği gibi de oldu. Akdeniz kıyılarımızda başlayan yangınların 22-29 temmuz arasında 112 noktada birden başlaması kamuoyunda sabotaj söylentilerini arttırdı. Oysa aynı zaman diliminde İtalya’da 800’ü aşkın noktada yangın çıkmıştı. Akdeniz ülkeleri İspanya, Yunanistan, Tunus ve İtalya yangınlarla adeta savaş halindeydi. 

Neyse ki yangınların çıkış nedeninin küresel ısınmanın bir etkisi olarak 42 dereceyi bulan sıcak hava, yüzde ikinin altına inen nem ve kuru sıcak esen fön rüzgarının etkisiyle olduğu bilim insanları tarafından ifade edildi de provakatif olaylar münferit kalarak sonlandı. (Prof.Dr.Doğanay Tolunay, Prof.Dr.Orhan Şen) Bilimi temel veri kabul etmezsek aynı anda tüm Akdeniz ormanlarını gizli bir gücün yaktığını, amacın kaos çıkarmak olduğu teorisine inanmak zorunda kalabiliriz.

Yangının çıktığı ilk 30 dakikada etkili olan havadan müdahale çoğu zaman orman yangının hızla kontrol altına alınmasını sağlar. Çünkü vakit geçtikçe artan dumanlar ve yükselen ısı dalgası nedeniyle havadan müdahale güçleşir. Bu defa karadan müdahale etkili hale gelir. Yani ilk yarım saatin ardından 50 uçakla müdahale etseniz bile söndürmek güçleşecektir. O yüzden ilk müdahale için yeterince hava aracının daima hazırda tutulması gerekir.

İtalya’da 19 uçaklık bir filo ve 88 adet kiralık uçak ile yangınlara müdahale edilirken bizim hazırda bekleyen tek bir uçağa sahip olmayışımız bu sebeple ciddi bir problemdir. Bakanlık Manavgat yangını sonrasında yaptığı açıklamada 3 kiralık uçak, 2 yangın söndürme helikopteri ve 15 helikopter ile yangına müdahale edildiğini duyurmuştu. Sonrasında ise helikopterlerin söndürmede daha üstün oldukları için tercih edildiği ifade edildi. Oysa yangına ilk müdahalenin çoğu yerde hava aracı kullanılmaması sebebiyle yetersiz kaldığı çoğu görgü tanığı tarafından bu süreçte dile getirildi. İnsanların canı yanıyordu. Herkes orman yangınlarının bir an önce söndürülmesini istiyordu. Tarım ve Orman Bakanımız bu atmosferde “yangın söndürme uçağımız neden yok” eleştirisine rağmen hiç bir etik kaygı yaşamadan Bakanlığa ait özel uçakla havada seyahat ediyor, görüntüler medyaya servis ediliyordu. Aynı saatlerde Muğla Belediye Başkanı THK’nu arayıp bedeli mukabilinde uçak kiralamak isteyince kendisine “Şu anda görüşebileceğiniz hiç bir yetkili yok.” cevabı veriliyordu. Bir tarafta Manavgat’ta yangını durdurmaya çalışanlara motosikletiyle su taşırken 25 yaşındaki turizm işçisi Şahin Akdemir can veriyor, diğer tarafta ulaşılamayan yetkili THK Başkanı Cenap Aşçı aynı saatlerde nikah törenine katıldığını açıklıyordu. 

Yangın nedeniyle başta orman köylüleri olmak üzere bir çok yerleşim alanı zarar gördü, nice canlı hayata yanarak veda etti. Bu yaraları sarmak kolay mı? Deprem, sel ve yangın gibi her felaketin ardından kısa süreliğine gündemimizi işgal eden doğa ve çevre konusunu ciddi biçimde konuşmak ve gerekli önlemleri alarak yaşamımızı organize etmek zorundayız. 

Gelişmiş ülkelerde orman yangınlarına karşı bütçenin yüzde sekseni eğitim ve önleme faaliyetleri için harcanır. Ülkemizde çıkan orman yangınlarının yüzde 95’i insan kaynaklıdır. Demek oluyor ki insanları eğitmeyi başarabilirsek çıkan orman yangınlarını çoğu azalmış olacak. Otoyollarda sürücülerin yol kenarına attığı izmarit, boş çakmak ve cam şişeler ormanları katlediyor. Mangal kültürü ormanların baş düşmanı ancak engel olunamıyor. Anız yakarak tarlasını temizleyen çiftçiler var, çoğu ceza bile alsa dekar başına 80,39 lira ceza ne kadar caydırıcı olabilir ki? Meyve ağaçlarının budanmış dal artıkları yakılarak imha ediliyor. Terörle mücadeleye faydalı diye ülkenin doğusunda özel güvenlik sahasındaki ormanlık alanların yanması durumunda söndürülmesine izin verilmiyor. Bunun haricindeki tüm ormanlara isteyen herkes elini kolunu sallayarak girip piknik yapabiliyor. Yangın söndürme gözetleme kulesi, arazöz ve uçak gibi eksiklikler giderilmiyor, üstelik araçları kullanacak yeterli personel istihdamı yapılmıyor. Denizle sınırı olan ormanlık alanlar turistik amaçlı talan ediliyor. Gözümüze soka soka yanan ormanlık alanlara oteller inşa ediliyor. Özetle Türkiye'de 6831 sayılı orman koruma kanunu var ama maalesef ormanları koruyacak güçlü bir irade yok. Orman ve Su hayattır. Hayatı korumak adına daha iyisini yapabiliriz diye düşünüyorum.

Seyfi Elçiboğa

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
36 gün önce
51 gün önce
110 gün önce
161 gün önce
161 gün önce
163 gün önce
188 gün önce
191 gün önce
198 gün önce
205 gün önce
208 gün önce
233 gün önce
324 gün önce
332 gün önce
358 gün önce
359 gün önce
360 gün önce
373 gün önce
381 gün önce
465 gün önce
492 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=