Lütfen bekleyin..

Mekiye EKMEN

“HAYATIMIN EN MUTLU ANIYMIŞ, BİLMİYORDUM”

22 Kasım 2022, 17:04 - Okunma: 319

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?”  cümlesiyle başlıyordu Masumiyet Müzesi romanı. Pek masum olmayan ilişkiler sarmalı ile dolu olsa da, kitabın tümünü ele aldığımızda ve akabinde müzenin kurulması hikayeye ve bütün yaşanmışlıklara bir masumiyet perdesi çekiyordu… 
Evet, bildiğiniz üzere Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı romanı ve aynı adı taşıyan İstanbul Cihangir’deki müzeden bahsediyorum. Yıllar önce tesadüf eseri elime geçen romanı okumuş ve bir hayli beğenmiş ve etkilenmiştim. Çok sonraları çocuklarımdan bu kitabın ismiyle bir de müze olduğunu ve bu müzede romanın baş kahramanı Kemal Bey’in aşık olduğu kadının evinden gizliden alarak topladığı eşyalardan oluştuğunu öğrendim. Geçtiğimiz ay İstanbul’da birkaç saatlik boş vakit bulunca müzeyi gezdim. Bu yazımda da biraz romandan ve Masumiyetin müzesinden size bahsetmek istiyorum. 
Kitabı okuduğumda çok etkilenmiştim doğrusu. Bütün bu anlatılanların gerçek olma ihtimali var mıydı acaba?  Çok da eskilere dayanmayan, neredeyse günümüze kadar süregelmiş imkansız derecede büyük bir aşk… 
Kemal Bey yani kitaptaki adıyla bay Ka. O dönemin ileri gelen burjuva ailelerinden, eğitimli, zengin ve akıllı, çevresi geniş bir beyefendi. Nasıl oldu da böyle bir aşkı içinde büyütmüş ve saplantılı bir hale getirmiş. Şaşkınlıkla sonunu merak ederek okuyordum kitabı.
Kemal Bey evleneceği Filiz’in eğitimli, görülü bir aileden geldiğini ve çok güzel bir kız olduğunu anlatıyor. Ne var ki saplantılı aşkı olan Füsun ile de nişanlısı Filiz’e çanta almaya gittiği Şanzelize Butik’te tanışırlar. 
Kemal Bey’in yaşadığı saplantılı aşk Orhan Pamuk’un kalemiyle değerli bir romana dönüşüyor. Kemal Bey, efsanelerden bildiğimiz bir zamane Mecnun’u. Fakat Leyla’ya kavuşamayınca çöllere düşen Kays iken Kemal ise evli olmasına rağmen bir an bile ayrı kalamadığı Füsun’la ilginç bir yaşanmışlıkla Mecnun’a dönüyor. 
İşte romanın tüm ilginçliği ise tam olarak burada başlıyor. 
Kemal Bey’in takıntısı da çok ilginç… Füsun’un dokunduğu ve kullandığı bütün eşyaları çalıp; kullanmadıkları bir evde biriktirmesi… Bu birikim öyle bir hal alıyor ki, günümüzde üç katlı bir müzede sergilenebilecek kadar çoğalıyor. 
Kemal Bey, Orhan Pamuk’a hikayesini anlatırken bu eşyaların bir müzede sergilenmesi vasiyetinde bulunuyor. Füsun’dan ve Füsun’un ailesinden çaldığı eşyalardan, içtiği sigara izmaritlerine kadar sergilemek istediği bir müze…
Orhan pamuğun emeğiyle ve gösterdiği muazzam başarısıyla bu müze açılır. Kitabı okuduktan sonra müzeyi görmek de İstanbul’a son gidişimde nasip oldu ve hayran kaldım. 
Romanı okuduktan sonra müzeyi gezerken;  Orhan Pamuk gerçekten takdire değer bir iş çıkarmış demekten kendini alamıyor insan.
Her ne kadar talihsiz bir ömür geçirdiyse de ona artık şanslı Füsun diyelim zira onun geleceğe aktarılacak bir hikayesi ve müzeye dönüştürülmüş bir hayatı var. 
Orhan Pamuk’un itinayla müzede sergilediği bu eşyalar, romanın başarısına başarı katmış ve övgüleri hak ediyor. 

Daha önce gördüğüm müzelerden farklı, sıra dışı bir müzeydi. Füsun’a ait elbiseden tutun kullandığı çantasından kemerine, ayakkabısından saç tokasına, sigara küllüğünden çakmağına, mutfaktaki çatal kaşıklardan, içtiği sigaraların ruj izi kalmış izmaritlerine kadar her şeyi bulabilirsiniz müzede. Sigara izmariti dediysem de öyle birkaç tane değil tamı tamına 4213 izmarit. Üstelik bu izmaritler içildiği günün tarihleri ile tespitli bir şekilde müzede sergileniyor. Kenarı rujlu su bardağı, küpesinin bir teki; onunda ayrı bir hikayesi var kitapta; yüzünü yıkadığı lavabodan aynasına ve musluğuna kadar aklınıza gelebilecek Füsun’a ve ailesine ait onlarca hatta yüzlerce eşya. İşte bu denli 4213 tane izmariti biriktirecek kadar saplantılı bir aşıktı Kemal Bey. 
Müzenin en üst katı çatı katıydı ve burada Kemal Bey’in son günlerini üzerinde geçirdiği yatağı, Orhan Pamuk’un kitapta sözünü ettiği, üzerinde oturup Kemal Beyi dinlediği tahta sandalye ve Kemal Bey’in pijama takımı, valizleri ve çocukluğundan kalma bisikleti sergilenmektedir. Bisikletin kitapta sözü geçmiş bir anısı da var. 

Çatı katında yazılan yazılarda şu bilgiler yer alıyordu: 
Kemal Basmacı 2000- 2007 yılları arasında bu odada yaşadı ve sandalyede oturup kendisini dinleyen Orhan Pamuk’a hikayesini anlattı.
Kemal Basmacı 12 Nisan 2007 tarihinde vefat etmiştir.

***
Evet müzede çok güzel anlar yaşadım ve çok güzel fotoğraflar çektim. Adeta Kemal Beyle Füsun’un yaşadıklarının içinde buldum kendimi. Orhan Pamuk’un üstün betimleme kabiliyeti ile yaşanan mekanların ve kullanılan eşyaların hiç birinin yabancısı değildim. 
Müzeyi gezerken inanılmaz bir nostalji havasına kapılıyor insan. Eşyaları, fotoğrafları izlerken yetmişlerin sinema filmlerini izler gibi hissediyordum. Müzeden çıkarken izlediğim bir filmin sonuna gelmiş gibi oldum.
Ben okuduklarımı ve gördüklerimi özetleyerek anlattım. Gerçekten görülmesi gereken bir müze ve okunması gereken bir romandır Masumiyet Müzesi. Kitaptan da bir hayli etkilediğim için olsa gerek inanılmaz keyif aldım müzeyi dolaşırken. 
Hem romanda hem de müzenin her yerinde, Kemal Bey’in söylediğinin aksine, onun içindeki hüznü hissedebiliyor insan. Mutsuzdu aslında Kemal Bey. Romanda yazılanlardan anladığım kadarıyla mutsuzdu aslında ama Füsun’la yakın olduğu anları ona büyük mutluklar yaşatmış olmalı.
Bu yazımı da hem romanın son cümlesi, hem de müzede Kemal Bey’in yatağının ayakucunda ki cümle ile bitirmek istiyorum 
“Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.”

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
ESNEK




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=