Peygamber Metodunun Güncel Yanlış Okumaları

Yayınlama: 17.01.2026
A+
A-
     İslam tarihi, çoğu zaman parçacı ve bağlamından koparılmış okumalar üzerinden değerlendirilmekte; bu durum, hem Hz. Peygamber’in (sav) örnekliğini hem de İslam’ın temel mesajını ciddi biçimde zedelemektedir. Bugün karşı karşıya olduğumuz en önemli sorunlardan biri, Peygamber metodunun tarihsel süreci dikkate alınmaksızın mutlaklaştırılması ve özellikle Medine dönemine ait uygulamaların Mekke şartlarında yaşanıyormuş gibi sunulmasıdır. Bu yaklaşım hem ilmî hem de ahlaki açıdan büyük bir yanlıştır.
     Hz. Muhammed’in (sav) hayatı, başından sonuna kadar tek tip bir uygulamalar bütünü değildir. Bilakis bu hayat, tedricî, metodik ve şartlara göre şekillenen bir inşa sürecidir. Mekke dönemi; inancın, ahlakın, sabrın ve bilinç inşasının dönemi iken, Medine dönemi hukuk, siyaset, toplumsal düzen ve savunma sorumluluğunun öne çıktığı bir safhayı temsil eder. Bu iki dönemi birbirinden koparmak ya da birini diğerinin yerine ikame etmek, Peygamber örnekliğini anlamamaktır.
     Hz. Peygamber’in tebliğ sürecinde hiçbir zaman temel hedefi savaşmak veya kan dökmek olmamıştır. Mekke döneminde Müslümanlar, tarihte eşi az görülen işkencelere, ambargolara ve sistematik baskılara maruz kalmışlardır. Buna rağmen Hz. Peygamber, kendisine ve ashabına uygulanan zulme karşılık vermemiş; hatta bu zulüm karşısında sabırsızlanan, “Bu durum daha ne zamana kadar sürecek?” diye soran samimi Müslümanlara dahi ısrarla sabır, metanet ve ahlaki direniş tavsiye etmiştir. Mekke’deki bu tavır, İslam’ın özünde şiddetin değil, bilinç ve ahlak inşasının bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
     Medine dönemine gelindiğinde ise şartlar köklü biçimde değişmiştir. Artık ortada sadece zulme maruz kalan bir inanç topluluğu değil; kendi siyasi ve toplumsal düzenini kurmuş bir toplum vardır. Buna rağmen Mekke müşrikleri, Medine’de oluşan bu yeni yapıyı tehdit olarak görmüş; saldırılar, tehdit mektupları ve fiilî tacizlerle Müslümanları baskı altına almaya çalışmıştır. Medine çevresindeki ekinlerin tahrip edilmesi, ticaret yollarının tehdit edilmesi ve açık savaş çağrıları, savunmayı kaçınılmaz hâle getirmiştir.
     Bu noktada Hz. Peygamber’in Mekke kervanlarına yönelik aldığı tedbirler ve ardından gerçekleşen Bedir Savaşı, saldırgan bir yayılma değil; meşru savunma çerçevesinde değerlendirilmelidir. İslam’ın savaş anlayışı, hiçbir zaman yok etmeye değil; zulmü durdurmaya ve caydırıcılık oluşturmaya yöneliktir. Nitekim Hz. Peygamber’in bütün askerî faaliyetleri incelendiğinde, savaşın en son başvurulan seçenek olduğu açıkça görülmektedir.
     Burada özellikle dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Hz. Peygamber’in katıldığı yaklaşık yirmi yedi savaş ve gönderdiği altmıştan fazla seriyyede, her iki taraftan toplam can kaybı dokuz yüz altmışı dahi bulmamaktadır. Bu rakam, modern savaşların bilançosuyla kıyaslandığında son derece çarpıcıdır. Bugün bir düğmeye basılarak şehirlerin yerle bir edildiği, gökdelenlerin yıkıldığı, on binlerce masum insanın birkaç saat içinde hayatını kaybettiği bir dünyada yaşıyoruz. Sadece Saddam Hüseyin dönemi Irak’ına karşı yirmi yedi ülkenin gerçekleştirdiği askerî müdahaleler sonucunda yüz binlerce insanın hayatını kaybetmiş olması, Hz. Peygamber’in savaş pratiğinin insan hayatına verdiği değeri daha da açık biçimde ortaya koymaktadır.
     Bu tablo karşısında Hz. Peygamber’in savaş pratiği, insan hayatına verdiği değerin en somut göstergesi olarak karşımızda durmaktadır. Onun savaşları, öldürmek için değil, yaşatmak ve kazanmak için yapılmıştır. Bu gerçek, “kılıç peygamberi” söyleminin ne kadar indirgemeci ve bağlamdan kopuk olduğunu açıkça göstermektedir. Kılıç, İslam’da bir amaç değil; zorunlu hâllerde başvurulan bir savunma aracıdır. Rahmet ise Peygamber’in değişmeyen temel vasfıdır.
Ne var ki günümüzde bazı çevreler, bu tarihsel ve metodik dengeyi göz ardı ederek şiddeti dinî bir refleks gibi sunmakta, hoşgörü ve merhameti zayıflık olarak görmektedir. Bu yaklaşım, İslam’ı değil; bireylerin öfkesini ve ideolojik sapmalarını yansıtmaktadır. Din adına işlenen şiddet eylemleri ne İslam’la ne de Hz. Peygamber’in örnekliğiyle bağdaşır. Bunlar, dini araçsallaştıran zihniyetlerin ürünüdür.
     Sonuç olarak Hz. Peygamber’in hayatı, bugünün insanına şiddeti değil; bilinci, adaleti, sabırlı dönüşümü ve ahlaki sorumluluğu öğretmektedir. Mekke dönemi yaşanırken Medine ahkâmını dayatmak hem tarihsel hem de ahlaki bir yanlıştır. Peygamber metodunu doğru okumak, onu çağımıza taşımanın tek sahih yoludur. Vesselam
Muhammed Zeki Mirzaoğlu
Araştırmacı yazar
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.