İnsanların giderek daha fazla ekranlara yöneldiği, yüz yüze ilişkilerin yerini sanal etkileşimlerin aldığı bu çağda, belki de en hayati meselelerden biri mutlu kalabilmektir. Yalnızca günlük rutini sürdürmek değil; ruhen ayakta durabilmek, iç dengemizi koruyabilmek ve yaşam sevincini yitirmemektir.
Sosyal medyanın sürekli karşılaştırmaya dayalı yapısı, online oyunların zaman algısını silikleştiren dünyası; korkuyu, yetersizlik hissini, boşvermişliği ve içsel yalnızlığı gündelik hayatın merkezine yerleştirmektedir. Böylesi bir atmosferde mutluluk, artık keyfi bir tercih değil; psikolojik dayanıklılığın temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. (U)mutlu kalabilmek, bireysel bir lüks değil; zihinsel ve toplumsal direncin yapı taşıdır.
Ancak soru hâlâ geçerlidir:
Nasıl (U)mutlu olacağız?
Sosyal medya akışları arasında kaybolurken, sanal başarıların peşinde koşarken (U)mutluluğu nasıl koruyacağız?
Yunanca kökenli eudaimonia kavramı; erdemli, anlamlı ve amaçlı bir yaşamı esas alan bir (U)mutluluk anlayışını ifade eder. Bugünün dijital insanı için bu öğretinin yeniden yorumlanması gerekir. Sürekli “daha fazlası”nı vaat eden platformlar karşısında Stoacı bir kabulleniş mi, bireysel çıkarı yücelten Makyavelist bir tutum mu, yoksa dengeli bir apoist yaklaşım mı?
Stoacı düşünceye göre mutluluk, dış etkenlere bağımlı olmamalıdır. Beğeni sayıları, sanal rütbeler ya da dijital onay mekanizmaları insanın değerini belirlememelidir. Stoacı anlayış; aklı rehber edinmeyi, arzuların ve korkuların esiri olmamayı, başkalarıyla dürüst ve adil ilişkiler kurmayı öğütler. Bu yüzden ben bu hâli mutluluk değil, (U)mutluluk olarak adlandırıyorum. Bundan sonra geçen her “mutluluk” ifadesi, aslında “umut” kavramının eş anlamlısı olarak okunmalıdır.
Makyavelist bakış açısında ise mutluluk; kişinin kendi çıkarını, başkalarının zararına dahi olsa maksimize etmesiyle tanımlanır. Dijital dünyada bu anlayış; gösterişçi paylaşımlar, sahte başarı algıları ve sürekli üstün gelme arzusuyla kendini gösterir. Ancak bu yaklaşım, derin bir yalnızlığı da beraberinde getirir.
Apoist düşünce ise hem Stoacı katılığa hem de Makyavelist bencilliğe mesafeli durur. Çünkü apoizme göre bireyin, kendini tamamen yok sayması da, yalnızca kendini merkeze alması da yanlıştır. Sosyal medya ve online oyunlar aracılığıyla duyusal arzularla kuşatılmış bir birey için esas mesele dengeyi yeniden kurabilmektir.
Apoist yaklaşım, dijital çağın insanına şu yolu önerir: Ne sürekli kendini vitrine koyan bir benmerkezcilik ne de kendini görünmez kılan bir içe kapanış. (U)mutluluk; bireyin kendini tanıması, sınırlarını bilmesi ve çevresiyle uyum içinde yaşayabilmesiyle mümkündür.
Ekran başında geçen uzun saatler arasında ruhumuzu beslemeyi ihmal etmemeliyiz. Okumalı, düşünmeli, gerçek ilişkileri canlı tutmalı; dijital dünyanın sunduğu yapay tatminlerin yerine anlamlı uğraşlar koymalıyız. Çünkü diri kalmak, yalnızca çevrim içi olmakla değil; bilinçli ve dengeli bir yaşam sürmekle mümkündür.
Bugün, sosyal medya ve online oyunların kuşattığı bu çağda, korkuya ve anlamsızlığa teslim olmamak; (U)mutlu kalabilmek, hepimiz için önemlidir.
Eğitim Danışmanı Abdullah Basmacı