UYAN ARTIK!
TOPLUMA ÖZÜNE DÖNÜŞ ÇAĞRISI
Bir toplum, ne zaman kendine yabancılaşır biliyor musunuz? Adını bildiği ama anlamını unuttuğu değerleri savunmaya başladığında… Diline doladığı kavramların içini boşalttığında… Adalet dediğinde sadece güçlüden yana sustuğunda… İşte tam da o an, toplum kendi aynasını kırar ve başkasının yansımasına bakarak yaşamaya başlar.
Bugün bize dayatılan hayat; hızlı, gürültülü ve ruhsuzdur. Her şey çok çabuk tüketiliyor: Sözler, insanlar, vicdanlar… En tehlikelisi de şudur: Yanlışlar normalleşiyor, doğrular ise “fazla idealist” bulunuyor. Oysa bir toplum ideallerini kaybettiği gün, istikametini de kaybeder.
Biz, kadim bir hafızanın çocuklarıyız. Bu topraklar, yalnızca üzerinde yaşanan bir coğrafya değildir; üzerinde yaşanmışlık biriktirmiştir. Acılar, direnişler, fedakârlıklar, dualar… Ama bugün sanki bütün bu hafızayı sıfırlamak istercesine yaşıyoruz. Köklerinden koparılmış bir ağaç gibi; ayakta duruyoruz ama meyve veremiyoruz.
Vicdanın Susturulduğu Bir Çağ
Vicdan, insanın içindeki en yüksek mahkemedir. Ama bugün bu mahkeme ya kapatıldı ya da rüşvetle susturuldu. Yanlışı gördüğümüz hâlde susuyoruz. Haksızlığı bildiğimiz hâlde görmezden geliyoruz. Çünkü susmak kolay, konuşmak bedel istiyor.
Toplum olarak en büyük yanılgımız şudur: Kötülüğü yapan kadar, ona sessiz kalanların da sorumluluğu olduğunu unutuyoruz. Haksızlık karşısında tarafsız kalmak, haksızlıktan yana saf tutmaktır. Bu kadar net.
Bugün gençler neden umutsuz? Çünkü söz ile eylem arasındaki uçurumu görüyorlar. Büyük laflar edip küçük hayatlar yaşayanları izliyorlar. Ahlaktan bahsedip ahlaksızlığa göz yumanları görüyorlar. Adaleti dillerinden düşürmeyip adaletsizliğin içinde konfor bulanları görüyorlar.
Aileden Başlayan Çöküş
Aile… Her şeyin başladığı yer. Ama bugün aile, sadece aynı evde yaşayan bireylerden ibaret hâle geldi. Aynı sofraya oturup birbirinin yüzüne bakmayan insanlar olduk. Telefonlar, kalplerimizin arasına duvar ördü.
Çocuklarımıza her şeyi alıyoruz ama en temel şeyi veremiyoruz: İlgi. Sevgi. Rehberlik. Sonra da “Bu gençler neden böyle?” diye soruyoruz. Gençlik aynadır. Ne gösterirsen onu yansıtır.
Bir çocuğu ahlâklı yapmak için nutuk atmaya değil, örnek olmaya ihtiyaç vardır. Çocuk, söylenene değil; yapılanın izine düşer.
Medyanın, Gücün ve Algının Kıskacında İnsan
Bugün insan, hakikati değil algıyı tüketiyor. Ne düşüneceğini kendisi belirlemiyor; ona ne düşünmesi gerektiği fısıldanıyor. Medya, sosyal ağlar ve çıkar odakları; toplumu bilinçlendirmek yerine yönlendirmeyi tercih ediyor. Hakikat yorucu olduğu için, yalan daha hızlı yayılıyor.
Algı çağında yaşıyoruz. Görünen gerçek sanılıyor, tekrar edilen doğru kabul ediliyor. Bir yalan, yeterince yüksek sesle söylendiğinde; gerçeğin yerini alabiliyor. İşte bu yüzden düşünmeyen toplumlar kolay yönetilir hâle geliyor.
İnsanın zihni işgal altındayken, vicdanı da esir düşer. Okumayan, sorgulamayan, hesap sormayan bir kitle; en büyük tehlikedir. Çünkü bu kitle, farkında olmadan zulmün taşıyıcısı hâline gelir.
Korku Kültürü ve Sessiz Yığınlar
Toplumun üzerine bir korku örtüsü serildi. Konuşan bedel ödüyor, susan konforunu koruyor. Ama unutulan bir gerçek var: Sürekli susan toplumlar, bir gün çok daha ağır bedeller öder.
Cesaret bulaşıcıdır. Ama korku da öyle. Eğer cesaret edenler yalnız bırakılırsa, korku kazanır. Bu yüzden herkesin “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” cümlesini terk etmesi gerekiyor. Çünkü tarih, “tek başına” diye yola çıkıp koca düzenleri sarsan insanlarla doludur.
Yeniden Hatırlamak Zorundayız
Biz kimdik?
Nereden geldik?
Neyi savunurduk?
Bu soruları yeniden sormak zorundayız. Çünkü hatırlamak, direniştir. Unutmak ise teslimiyet.
Adalet, sadece bize yakın olana değil; herkese lazım. Ahlâk, sadece başkasından beklenen bir şey değil; önce kendimizde inşa edilmesi gereken bir duruştur. Merhamet, sadece güçlü olduğumuzda değil; güçsüzken de insan kalabilmektir.
Ayağa Kalkmak
Bu yazı bir serzeniş değil, bir çağrıdır. Herkesin kendine dönmesi için yapılan bir davettir. Kurtarıcı bekleme devri bitmiştir. Herkes kendi bulunduğu yerden sorumludur.
Özüne dönen bir toplum, yeniden ayağa kalkar. Vicdanını dirilten bir toplum, geleceğini kurtarır. Suskunluğu bırakıp hakikati konuşanlar çoğaldığında; karanlık dağılır.
Unutmayalım: Bu topraklar çok şey gördü. Ama en çok, ayağa kalkan insanları sevdi. Değerlerimize ve özümüze dönme zamanı çoktan geldi geçiyor bile.
Toplumsal değerlerimizi geleceğe umutla taşımak gerçek bir toplum olma yolunda ki en büyük görevdir.
Toplumsal değerler, vicdanı ve insani değerler var olmadan insan kalabilmek adeta imkansız hale geldi.
Uyan artık!
Değerlerimiz kaybolmadan özümüze dönelim
….
Mehmet Sebih Altun
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum