Mutluluğun Peşinde Değil, Yolunda

Yayınlama: 15.02.2026
A+
A-
     Modern çağın en çok tüketilen kelimesi belki de “mutluluk.” Kişisel gelişim rafları, sosyal medya paylaşımları, reklam sloganları ve hayat reçeteleri hep onu vaat ediyor. Oysa mutluluk, satın alınabilen bir ürün ya da bir gecede elde edilebilecek bir başarı değildir. O, daha çok insanın iç dünyasında kurduğu bir denge, bir sükûnet ve bir adalet meselesidir.
     Mutluluk her şeyden önce huzurdur. Güvendir. Kalbin sekînetidir. İnsan kendi yerini, varlık düzeni içindeki konumunu ve yaratıcısıyla olan bağını doğru kavradığında iç dünyasında bir denge oluşur. Bu dengeye eskiler “adalet” derdi. İnsan başkasına zulmetmeden önce çoğu zaman kendi nefsine zulmeder. Kendi mutluluğunu hoyratça harcar; kıyasla, hırsla, kinle ve doyumsuzlukla onu zedeler.
     Bugün çoğumuz mutluluğu istiyoruz ama onu korumayı bilmiyoruz. Bir çiçeğin bakımını öğrenmeden bahçe sahibi olmak istiyoruz. Oysa mutluluk, bahçıvanın çiçeğine gösterdiği ihtimamı ister. Emek ister. Sabır ister. Hak edilmek ister. Hedefe kilitlenmiş bir zihin çoğu zaman yolu unutur. Oysa hakikat şudur: Hedef, ona ulaştığın yoldur. Bugün attığın her adım, yarın yaşayacağın hayattır.
     Farabi mutluluğun, iyi olanı bilmek ve onu isteyerek yapmakla elde edileceğini söyler. Ona göre mutluluğa engel olan her şey kötüdür; insan iyiyi ancak gönüllü bir tercihle yaptığında gerçek saadete yaklaşır. Aristoteles ise mutluluğu erdemli eylemlerle ilişkilendirir: İyi fiilleri olmayanın mutlu olması mümkün değildir. Demek ki mutluluk bir his olmaktan önce bir karakter meselesidir. İyi olmayı seçmeden mutlu olmayı beklemek, tohumu toprağa atmadan hasat beklemek gibidir.
     Peki mutluluk nerede saklı? Sağlıkta mı? Servette mi? Şöhrette mi? Elbette beden sağlığı, dengeli bir mizaç ve temel ihtiyaçların karşılanması önemlidir. Fakat bunlar tek başına yeterli değildir. Nice zengin insan vardır ki içi huzursuzdur; nice imkânı sınırlı insan vardır ki gönlü rahattır. Çünkü mutluluk, sahip olmakta değil, sahip olunanın tadına varmaktadır.
     Kıyas, mutluluğun en sinsi düşmanıdır. Başkalarının imkânlarına bakarak kendi nimetlerini küçümseyen insan, elindekinin değerini kaybeder. Deniz suyu içtikçe artan susuzluk gibi, hırs da doydukça büyür. Oysa kanaat, insanın ruhuna genişlik verir. Şükür ise elindeki nimeti büyütür. Sahip olmadıklarına odaklanan kişi, sahip olduklarını da yetersiz görmeye başlar.
     Kin ve affetmeme de iç huzurun düşmanıdır. Geçmişe saplanıp kalmak, zihinsel enerjimizi tüketir. Oysa olumsuz bir deneyimi ders hâline getirebilen kişi, kaybı kazanca dönüştürür. Affetmek, karşımızdakini değil önce kendimizi özgürleştirir. İçimizdeki karanlık düşünceleri kovacak olan şey, aklın gün ışığıdır.
     Mutluluk aynı zamanda ölçü işidir. Aşırı hırs, aşırı beklenti ve “her şey mükemmel olsun” arzusu insanı yorar. Oysa aklı başında insan, en büyük zevklerin değil, en az acının peşindedir. Hayatı büyük bir ikramiye gibi görmek yerine, acısız ve onurlu bir şekilde sürdürebilmek başlı başına bir nimettir.
     Napolyon Bonapart’a imrenenler, onun da başkalarına imrendiğini hatırlamalıdır. Sezar, Büyük İskender ve hatta efsanevi Herkül… Şan ve şeref zincirleme bir kıyas üretir. Sonu yoktur. Bu yüzden gerçek zenginlik, payına düşene razı olabilmektir.
     İbn Miskeveyh mutluluğu, varlığın kendi fiilini kemal derecesinde gerçekleştirmesine bağlar. İnsan kendisi olabildiği ölçüde mutlu olur. Başkası olmaya çalıştıkça, başkasının hayatını kıskandıkça özünden uzaklaşır. Mutlu olmak bir alışkanlıktır; düşünce biçimidir. İnsan zihninde canlandırdığı kadar mutludur.
     Lev Tolstoy’un “İlyas” hikâyesindeki karakterlerin serveti kaybettikten sonra huzuru bulmaları boşuna değildir. Çünkü mutluluk çoğu zaman kaybettiklerimizin değil, vazgeçebildiklerimizin ardından gelir. Gösterişli apartmanlarda yaşayan ama bir günlük huzura hasret nice insan vardır. Mutluluk; ün, mevki ve unvan karşılığında özgürlüğünü satmamakta gizlidir.
     Sonuçta mesele şudur: Mutluluk dış dünyayı tamamen değiştirmekle değil, iç dünyayı eğitmekle mümkündür. Aşağıya bakmayı, şükretmeyi, dayanışmayı ve kanaati öğrenmek gerekir. Hayat, sürekli şikâyet etmeyi hak edecek kadar karanlık değildir. O, surat asarak değil; bilinçle, tevekkülle ve sorumlulukla yaşanacak bir imkândır.
     Belki de mutluluğun en sade tarifi şudur: Elindekini yeter görmek, elindekinin kıymetini bilmek ve kendini gerçekleştirme yolunda dürüstçe yürümek. Daha fazlasına sahip olmaya değil, daha fazlası olmaya çalışmak.
     Çünkü mutluluk bir hedef değil, bir yürüyüştür. Ve o yürüyüş, her sabah yeniden başlar.
Muhammed Zeki Mirzaoğlu
Araştırmacı Yazar
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.